Sofya’dan Edirne’ye Yürüyenler :Balkanlarda Bir Pomak Faciası

 

Karlı Dağların Sessiz Çığlığı

Kış rüzgârları Rodop Dağları'nı kamçılarken, 1912 sonbaharında bir halkın ayak izleri karlara gömülüyordu. Pomaklar –o kadim dağların Bulgarca konuşan Müslüman evlatları– evlerini, ocaklarını geride bırakıp, ölümün gölgesinden kaçarak Edirne'ye doğru yola düştüler. Bu yürüyüş, ne bir zafer marşıydı ne de bir destan nakaratı; açlığın, soğuğun ve yitirilen sevdiklerin ağıtıydı. Sofya'nın eteklerinden kalkan rüzgâr, Edirne'nin surlarında yankılanan bir feryat haline gelmişti. On binlerce ayak, karanlık yolları arşınlarken, arkalarında yanan köylerin dumanı yükseliyordu – bir halkın hafızasında silinmez bir yara.

Bu yazı, 1912-1913 Birinci Balkan Savaşı'nda yaşanan Pomak faciasını, tarihsel gerçekler ışığında ve sözlü geleneklerin dokunuşuyla anlatıyor. Göçün acısını, aile anlatılarından yükselen seslerle harmanlayarak, Pomak toplu hafızasının derinliklerine iniyor.

Tarihsel Arka Plan: Baskı ve Kaçışın Kökenleri

Pomaklar, yüzyıllardır Rodoplar ve Pirin bölgesinde, İslam'la yoğrulmuş bir Bulgarca konuşan topluluk olarak varlığını sürdürmüştü. Ancak 1878 Berlin Antlaşması'ndan sonra Bulgaristan Prensliği'nin genişlemesiyle, bu kadim denge bozuldu. Birinci Balkan Savaşı'nın (Ekim 1912 - Mayıs 1913) patlak vermesiyle, Bulgar ordusu ve yerel çeteler Rodop köylerine sistematik saldırılar düzenledi. Köyler yakıldı, camiler tahrip edildi, erkekler katledildi, kadınlar ve çocuklar ise tecavüze uğradı veya zorla Hristiyanlaştırıldı.

Bulgar yönetimi, Pomakları "zorla İslamlaştırılmış Bulgarlar" olarak görerek, isimlerini değiştirmeye ve vaftiz etmeye zorladı. Yaklaşık 150.000-200.000 Pomak bu politikalara maruz kaldı. Direnenler için tek çare, Osmanlı sınırına –Edirne'ye– yaya göç etmekti. Yolculuk, 150-300 km'lik dağlık arazilerde, kış şartlarında geçiyordu. Bu dönem, Pomak tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak kaldı; göçler, sadece fiziksel bir kaçış değil, kültürel bir hicret olarak anıldı.

Yürüyüşün Gerçekliği: Açlık, Soğuk ve Yitirilenler

Yola çıkanlar, genellikle gece karanlığında, bir bohça yiyecek ve çocuklarını sırtlayarak hareket ediyordu. Kafileler, Filibe, Pazarcık, Kırcaali gibi bölgelerden kalkıp, karlı geçitleri aşarak Edirne'ye ulaşmaya çalışıyordu. Yolda tifüs ve dizanteri salgınları, takipler ve açlık kol geziyordu. Sağ kalanlar, Osmanlı kayıtlarına göre 40.000-60.000 civarındaydı; ancak yolda ölenler ve kayıt dışı kalanlar sayıyı kat kat artırıyordu.

Edirne'ye varanlar, şehrin Bulgar kuşatması altında olduğunu buluyordu. Barınak yoktu, yiyecek kıttı. Yine de geldiler, çünkü arkalarında kalan ölümden beterdi. Bu yürüyüş, Pomak toplu hafızasında "büyük kaçış" olarak yer etti – bir destan değil, ama destansı bir acı.

Pomak Sözlü Tarihi: Ağıtlar ve Aile Anlatıları

Pomak kültürü, zengin bir sözlü gelenekle yoğrulmuştur: pesna (şarkılar), ağıtlar, efsaneler ve aile hikâyeleri. 1912-1913 faciası, bu geleneğin en hüzünlü katmanlarını oluşturur. Köy sohbetlerinde, düğünlerde veya yas törenlerinde aktarılan bu anlatılar, göçün travmasını nesilden nesile taşır.

Örneğin, Karahamza köyünden (Edirne) yapılan sözlü tarih mülakatlarında, göç torunları şöyle anlatır:

  • "Uzunköprü’ye gidince anlıyorlar Pomak olduğumuzu… Türkçeyi bir başka konuşuruz biz… Pomakça daha kolay geliyor…" (G.Ö., 1962 doğumlu, Drama göçmeni torunu).
  • "Hepimizin dili burada kırık… Oyun oynarken kendi aramızda yine Pomakça konuşurduk…" (H.Ş., 1952 doğumlu).

Bu alıntılar, göçün dil ve kimlik üzerindeki kalıcı etkisini gösterir. Büyükbabalar, Drama'dan (Şurdilvo) trenle Uzunköprü'ye, oradan yürüyerek köylere dağılan kafileleri anlatır: "Erkekler çoban olarak kaldı, kadınlar hayvanlarla yürüdü. Yol bitmedi, ama umut bitmedi."

Ağıtlar ise bu acıyı şiirsel bir forma sokar. Balkan türkülerinde göç teması yaygındır; örneğin, "Hey On Beşli On Beşli" gibi şarkılar, asker ayrılıklarını ve göç dramlarını yansıtır: "Hey on beşli on beşli, Tokat yolları taşlı, On beşliler gidiyor, kızların gözü yaşlı."

Pomak ağıtlarında benzer motifler görülür: Yolda kalan çocuklar, yanan köyler ve "hicret" (din için göç) vurgusu. Bir örnek, Rodop ağıtlarından uyarlanmış: "Dağlar karlı, yollar uzun, Edirne'ye varamadan can verdik..." (Sözlü gelenekten derleme). Bu ağıtlar, TRT repertuarında da yer alır, Hüseynî makamında, ayrılık ve hasretle dolu.

Batı Trakya'dan Kocaeli'ne göçen bir Pomak ailesinin hikâyesi ise, Yunan İç Savaşı'ndan (1940'lar) esinlense de, 1912 köklerine bağlanır: Aile, Osmanlı'dan Yunan baskısına, oradan Türkiye'ye uzanan bir zincirde, "göçün zorluklarını" ve "hatıraları" paylaşır. Bu anlatılar, Pomak kimliğinin direncini simgeler – Balkanlar'dan Anadolu'ya taşınan bir kültürel köprü.

Sonuç Yerine: Hafızanın Devamı

Sofya’dan Edirne’ye yürüyenler, karlı dağların sessiz çığlığı gibi, Pomak hafızasında yankılanmaya devam ediyor. Bu yürüyüş, resmi bir destan başlığı olmayabilir, ama sözlü tarih ve ağıtlarla yaşayan bir gerçek. Bugün Rodoplar’da, Pirin’de ve Türkiye’de yaşayan torunlar, bu ağırlığı taşıyor – belki de hâlâ yazılmayı bekleyen bir destanın kahramanları olarak.

Kaynakça

  • Aşkın Koyuncu, “Balkan Savaşları Sırasında Pomakların Zorla Tanassur Edilmesi (1912-1913)”, OTAM, S. 33, 2013, ss. 139-196.
  • Emel Deniz, Türkiye’ye Pomak Göçleri (Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi, 2019. (Sözlü tarih alıntıları buradan uyarlanmıştır.)
  • Ahmet Halaçoğlu, Balkan Harbi Sırasında Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Türk Tarih Kurumu, Ankara.
  • Hüseyin Yıldız, “Balkan Savaşı - Kitlesel Ölüm ve Etnik Temizlik”, Belleten, Cilt 78, Sayı 281, Nisan 2014.
  • Abdullah Kara, “Balkan Coğrafyasında Yaşanan Savaşlar Sonucu Ortaya Çıkan Türküler Üzerine Bir Değerlendirme”, Academia.edu, 2020. (Ağıt ve türkü örnekleri.)
  • Elif Öztürk, “Göçün ve Belleğin İzsürümü: Batı Trakya'dan Kocaeli'ne Bir Pomak Ailesinin Sözlü Tarihi”, Tarih Araştırmaları Dergisi, 2019.
  • “1912-1913 Pomak Faciası” (derleme), Academia.edu ve Pomak News kaynakları
Bu sayfa Bilgilendirme  Amaçlıdır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder