ARAP İHANETİ MİTİ: TARİHİN ÜZERİNE SERİLEN KOLAYCI BİR PERDE

 Tarihte bazı cümleler vardır; çok tekrarlandıkları için doğru sanılırlar.

“Araplar Osmanlı’yı sırtından vurdu” sözü de bunlardan biridir.

Bu cümle, bir tarih tespiti olmaktan çok, büyük bir yenilginin ardından duyulan öfkenin ve hayal kırıklığının kısa bir ifadesidir. Ama tarih, duygularla değil; belgelerle yazılır. Belgeler konuştuğunda ise bu iddianın sanıldığı kadar basit olmadığı görülür.

Bir Miti Gerçek Gibi Tekrar Etmek

Önce şu soruyu sormak gerekir:
Eğer Araplar Osmanlı’yı “topluca” sırtından vurmuş olsaydı, Filistin Cephesi’nde Osmanlı üniformasıyla savaşan on binlerce Arap askeri ne yapıyordu?

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusunun yaklaşık üçte biri Arap kökenli askerlerden oluşuyordu. Filistin, Suriye, Irak ve Lübnan’dan gelen bu insanlar, aynı açlığı çekti, aynı siperde öldü, aynı esaret kamplarına düştü. Tarih kayıtları, cepheyi terk eden Arap askerlerden çok, cephede hayatını kaybeden Arap askerleri gösteriyor.

Bu gerçek, “Arap ihaneti” söyleminin en zayıf noktasını oluşturur.

İsyan Edenler Vardı mı? Evet. Ama Kimler?

Tarihi dürüstçe konuşacaksak şunu inkâr edemeyiz:
1916’da Mekke Emiri Hüseyin bin Ali’nin başlattığı Arap Ayaklanması, Osmanlı’ya karşı bir isyandır.

Ancak bu isyan:

  • Tüm Arapları kapsamaz

  • Osmanlı ordusundaki Arap askerlerin çoğunu içine almaz

  • Filistin Cephesi’nin askerî kaderini tek başına belirlemez

Daha da önemlisi, bu isyan yerli bir halk hareketinden çok, İngiliz altını, silahı ve siyasetiyle yönlendirilmiş sınırlı bir ayaklanmadır. İngiltere, Osmanlı’yı cepheden yenemeyeceğini anlayınca, içeriden zayıflatmayı tercih etmiştir. Bugün “ihanet” dediğimiz şeyin arkasında, çoğu zaman emperyal hesaplar vardır.

Peki Bu Mit Neden Bu Kadar Tutundu?

Çünkü yenilgiler, karmaşık nedenlerle açıklanmak yerine, tek bir suçluya yüklenmek istenir.
Filistin Cephesi’nin kaybı:

  • Lojistik çöküşün

  • Açlığın

  • Salgın hastalıkların

  • Yanlış komuta kararlarının

  • Alman–Osmanlı strateji çatışmalarının
    sonucudur.

Ama bunları anlatmak zordur.
“Bizi sattılar” demek ise kolaydır.

Bu söylem, zamanla siyasî ve ideolojik bir araca dönüşmüş; Arap dünyasıyla yaşanan her kırılmanın tarihsel gerekçesi gibi sunulmuştur. Oysa tarih, bugünkü öfkelere gerekçe üretme sanatı değildir.

Gerçek Şudur: Osmanlı Filistin’de İhanetle Değil, Tükenmişlikle Yenildi

Filistin Cephesi’nde Osmanlı ordusu, insanüstü şartlar altında savaşmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın uyarıları, Cemal Paşa’nın çaresizliği, cephedeki askerlerin açlıkla mücadelesi, hepsi aynı gerçeği gösterir:

Bu bir ihanet hikâyesi değil,
bir imparatorluğun son nefesidir.

Arap isyanları bu çöküşü hızlandırmış olabilir;
ama sebebi değildir.

Tarihle Yüzleşmek Cesaret İster

“Arap ihaneti” miti, geçmişi anlamamıza değil, onu basitleştirmemize hizmet eder. Gerçek tarih ise rahatsız edicidir; çünkü kolay cevaplar sunmaz.

Belki de asıl soru şudur:
Biz, tarihimizle yüzleşmeye hazır mıyız,
yoksa yenilgilerimizi hâlâ başkalarının sırtına mı yükleyeceğiz?


🔹 Yayın Önerisi (teknik – kısa not)

  • Ana sayfa: Akademik makaleyi “Araştırma / Dosya” niteliğinde sabitleyin

  • Köşe yazıları: Bu metni yazar adı ve tarih ile girin (okur etkileşimi yüksek olur)

  • İsterseniz başlık altına şu ibareyi ekleyebilirsiniz:

    “Bu yazı, tarihsel belgeler ve akademik çalışmalar ışığında kaleme alınmış ve bilgilendirme amaçlıdır.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder