Arnavut Kültüründe Kanun ve Besa’nın Etkisi

  

Arnavut kimliğinin en derin katmanlarından biri, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan ve bugün bile özellikle kırsal bölgelerde yaşayan bir değerler sistemidir: Kanun ve Besa. Bu iki kavram, birer destan ya da epik hikâye değil; Arnavut toplumunun geleneksel hukukunu, ahlak anlayışını, toplumsal düzenini ve onur kodunu oluşturan yaşayan bir kültür mirasıdır. Arnavutların tarih boyunca dağlarda, aşiret yapıları içinde bağımsızlıklarını koruma mücadelesi vermiş olmaları, bu sistemin hem oluşumunda hem de kalıcılığında belirleyici rol oynamıştır.

Kanun: Sözlü Anayasa

Kanun, en yaygın adıyla Kanuni i Lekë Dukagjinit (Lekë Dukagjini Kanunu), 15. yüzyılda yaşamış Arnavut prensi ve lideri Lekë Dukagjini’ye atfedilen geleneksel bir hukuk sistemidir. Ancak bu kanunun kökeni çok daha eskiye, Arnavutların pagan dönemlerine kadar uzanır. Yüzyıllar boyunca sözlü gelenekle aktarılan bu kurallar bütünü, 20. yüzyılın başında Arnavut rahip ve etnolog Shtjefën Gjeçovi tarafından derlenerek yazılı hâle getirilmiştir (1910-1925 yılları arasında toplanmış, 1933’te yayımlanmıştır).

Kanun, 12 ana bölümden (kitap) ve 1263 maddeden oluşur. İçeriği şu temel alanları kapsar:

  • Aile hukuku, evlilik ve boşanma kuralları
  • Mülkiyet ve miras düzeni
  • Misafirperverlik (mikpritja)
  • Onur ve namus meseleleri
  • Kan davası (gjakmarrja) ve barış yolları
  • Ceza ve tazminat sistemleri

Kanun’un en dikkat çekici özelliği, yazılı bir devlet yasasından ziyade toplumun kendi kendini düzenleme mekanizması olmasıdır. Özellikle Kuzey Arnavutluk’ta (Gheg bölgesi) ve Kosova’nın bazı kırsal alanlarında, Osmanlı döneminde bile resmi hukuk yerine bu kanun geçerliydi. Devlet otoritesinin zayıf olduğu dağlık bölgelerde, aşiretler arası ilişkileri düzenleyen, çatışmaları sınırlayan ve toplumsal barışı koruyan bir çerçeve sunuyordu.

Besa: Sözün Kutsallığı

Kanun’un ruhunu ve en temel direğini Besa oluşturur. Arnavutça’da “söz, yemin, güven, onur” anlamlarına gelen besa, bir Arnavut’un en yüksek değeri olarak kabul edilir. Besa vermek, bir insanı ya da bir topluluğu hayatı pahasına korumayı taahhüt etmek demektir. Bu taahhüt bozulursa, kişinin toplum içindeki tüm itibarı, onuru ve hatta varlığı tehlikeye girer.

Besa’nın en bilinen uygulamaları şunlardır:

  • Misafirperverlik: Bir Arnavut evine gelen misafir (mik), düşman da olsa kutsal sayılır. Ev sahibi, misafirini korumak için kendi hayatını feda etmeye hazırdır.
  • Kan davasında ateşkes: Gjakmarrja (kan davası) sürecinde taraflar “besa” ile geçici ya da kalıcı barış ilan edebilir.
  • Sözün bağlayıcılığı: Yazılı sözleşmelerden çok daha güçlü olan sözlü yeminler, iş anlaşmalarından aile ilişkilerine kadar her alanda geçerlidir.

II. Dünya Savaşı sırasında Arnavutların Yahudileri Nazilerden koruması, hatta kendi evlerinde saklaması, dünya çapında tanınan bir besa örneğidir. Bu olay, Arnavut kültürünün “misafiri koruma” ilkesinin sadece bir gelenek değil, varoluşsal bir ahlak olduğunu göstermiştir.

Günümüzde Kanun ve Besa

Komünist rejim döneminde (özellikle Enver Hoxha yıllarında) Kanun ve geleneksel aşiret yapıları resmen yasaklanmış, bu değerler bastırılmaya çalışılmıştır. Ancak 1990’lardan sonra, özellikle kırsal bölgelerde ve diasporada yeniden canlanmıştır.

Olumlu yönleri (misafirperverlik, dayanışma, sözün güvenilirliği) Arnavut kimliğinin gurur kaynağı olarak öne çıkarılırken; olumsuz yönleri (özellikle kan davası ve namus cinayetleri) hem Arnavutluk’ta hem de uluslararası kamuoyunda eleştirilmektedir. Günümüzde kan davası olayları hâlâ nadir de olsa yaşanmakta, bu da modern devlet hukuku ile geleneksel Kanun arasındaki gerilimi gözler önüne sermektedir.

Sonuç

Kanun ve Besa, Arnavut kültürünün yazılı olmayan anayasası gibidir. Dağların zorlu coğrafyasında, merkezi otoritenin ulaşamadığı yerlerde toplumun kendi kendini yönetmesini sağlamış; onur, söz, misafirperverlik ve dayanışma gibi değerleri yüzyıllar boyunca canlı tutmuştur. Bu sistem, bir destan değil; yaşayan, nefes alan ve hâlâ etkisini sürdüren bir kültür kodudur.

Arnavutlar için “besa vermek” hâlâ bir onur meselesidir; bir söz verildiğinde, o söz tutulmazsa kaybedilecek tek şey onur değildir — kaybedilen şey, insanın kendisidir.

Kaynakça

  1. Gjeçovi, Shtjefën. Kanuni i Lekë Dukagjinit. Shkodër, 1933. (Orijinal derleme)
  2. Hasluck, Margaret. The Unwritten Law in Albania. Cambridge University Press, 1954.
  3. Durham, M. Edith. High Albania. London: Edward Arnold, 1909.
  4. Elsie, Robert. A Biographical Dictionary of Albanian History. I.B. Tauris, 2013.
  5. Vickers, Miranda. The Albanians: A Modern History. I.B. Tauris, 1995.
  6. Schwandner-Sievers, Stephanie. “Narratives of Power: Capacities of ‘Besa’ in Contemporary Albania.” Anthropological Journal on European Cultures, 2008.
  7. Young, Antonia. Women Who Become Men: Albanian Sworn Virgins. Berg Publishers, 2000.
  8. Kanuni i Lekë Dukagjinit (çeşitli modern baskılar ve yorumlar), Arnavutluk ve Kosova yayınları.

(Bu makale, yukarıdaki kaynaklardan ve Arnavut etnografisi üzerine yapılmış akademik çalışmalardan yararlanılarak hazırlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder