Bu Topraklarda Nefret Kadim Değildi: Türkler ve Kürtler Arasında Düşmanlık Nasıl İnşa Edildi?”

 Bu soruyu sormak bile garip aslında.

Çünkü Türkler ve Kürtler, tarih boyunca yan yana yaşamış, aynı cephede savaşmış, aynı acılara ağlamış iki halktır. Buna rağmen bugün, özellikle uç söylemlerde, birbirine neredeyse düşman gibi bakan iki kesim var. Peki bu düşmanlık gerçekten kadim mi? Yoksa sonradan mı üretildi?

Biraz dürüst olalım:
En uç milliyetçi Türk için “Kürt” kelimesi rahatsız edici bir başlık hâline gelebiliyor.
En uç milliyetçi Kürt için ise “Türk” denildiğinde akla tek tip, baskıcı bir imge geliyor.
Oysa bu iki algı da hakikatin kendisi değil, uzun yıllar boyunca inşa edilmiş korkuların ve öfkelerin sonucu.

Peki, bizi ne bir arada tutuyordu?

Cevap basit ama güçlü: İslam ve ümmet anlayışı.
Osmanlı döneminde insanlar birbirine etnik köken sorarak değil, aynı inancın, aynı kaderin parçası olarak bakıyordu. Türk, Kürt, Arap; hepsi aynı devletin, aynı dünyanın mensubuydu. Elbette sorunlar vardı ama kimlikler bir “savaş alanı” değildi.

Bu denge, imparatorluğun son dönemlerinde bozuldu.
Modernleşme, merkeziyetçilik ve ulus-devlet fikri devreye girdikçe, eski bağlar zayıfladı. Hilafetin kaldırılmasıyla birlikte, toplumu bir arada tutan en güçlü üst kimlik de ortadan kalktı. Yerine ise herkesin içine sinmeyen yeni tanımlar geldi.

Kırılma nasıl derinleşti?

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan sert uygulamalar, isyanlar, idamlar ve sürgünler; özellikle Kürt toplumunda derin yaralar açtı. Aynı dönemde Türk toplumuna da sürekli bir “tehdit” ve “bölünme” korkusu aşılandı. Böylece iki halk, birbirini tanımadan, birbirinden korkar hâle getirildi.

Sonraki yıllarda darbeler, sağ–sol çatışmaları, dinci–laik kamplaşması derken bu ayrışma iyice keskinleşti. PKK gibi örgütler, Hizbullah benzeri yapılar, faili meçhuller ve cezaevleri… Tüm bunlar, halkların arasına örülen duvarları biraz daha yükseltti.

Şu gerçeği görmezden gelmeyelim:
Bu kaosu üretenler, ne sıradan Türklerdi ne de sıradan Kürtler.
Bedeli ödeyen halk oldu; sen, ben, bizim çocuklarımız oldu.

Bugün neden hâlâ bu kadar öfkeliyiz?

Çünkü geçmişte yaşanan acılar, sağlıklı biçimde konuşulmadı.
İnkâr edildi, bastırıldı ya da siyasetin malzemesi hâline getirildi.
Bugün sosyal medyada birkaç uç ses, milyonların yerine konuşuyor gibi davranıyor. Oysa gündelik hayatta Türkler ve Kürtler hâlâ aynı sokakta yaşıyor, aynı dükkândan alışveriş yapıyor, aynı sofraya oturuyor, kız alıp veriyorlar.

Sorun birlikte yaşayamamak değil.
Sorun, birlikte yaşama iradesinin sürekli zehirlenmesi.

Çözüm var mı?

Var. Ama kolay değil.

Çözüm; Ne geçmişi inkâr etmekte, 

Ne de sürekli intikam diliyle konuşmakta.

Çözüm;
acıyı tanımakta,
genellemelerden vazgeçmekte,
halkları değil, yanlış politikaları eleştirmekte.

Türkler ve Kürtler bu topraklarda defalarca birlikte ayağa kalktı. Yine kalkabilir. Bunun için birbirimizi suçlamaktan önce, bize bu nefreti miras bırakan süreci doğru anlamamız gerekiyor.

Çünkü nefret, doğuştan gelmez.
Öğretilir.
Ve öğretilen her şey, bir gün unutulabilir.


Tarih DEDE

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder