Lütfen Kopyalamayınız. Bu içerik telif haklarıyla korunmaktadır. Yalnızca bu sayfadan okuyunuz ve içeriği Sosyal Medyanızda paylaşınız.

Bir İdamın Gölgesinde: Seyyid Rıza Kimdi, Ne İstedi, Neden Asıldı?

 Bazı isimler vardır; tarih kitaplarında birkaç satırla geçer ama toplumların hafızasında bir yüzyıl boyunca susmaz. Seyyid Rıza, tam da bu isimlerden biridir. Onu kimileri bir isyancı, kimileri bir kanaat önderi, kimileri ise bir trajedinin sembolü olarak görür. Peki, gürültüyü bir kenara bırakıp sakin bir soruyla başlayalım: Seyyid Rıza kimdi ve neden bu noktaya gelindi?

Kimliği ve biyografisi

Seyyid Rızanın,  doğum tarihi kesin olarak belgelenmemiştir, ama tarihçiler ve kaynaklar genel olarak 1862 veya 1863 yıllarında doğduğunu kabul ederler. Seyyid Rıza ve oğlu dahil olmak üzere, pek çok isim 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. Tunceli/Dersimde yaşayan, Alevi inancına mensup bir aşiret lideriydi. Yaşadığı coğrafyada yalnızca bir “ağa” değil; aynı zamanda toplumsal anlaşmazlıklarda sözü dinlenen, dini ve ahlaki otorite olarak kabul edilen bir figürdü. Onun gücü, silahından çok temsil ettiği inanç ve gelenekten geliyordu.

Burada sıkça tartışılan bir konuya geliyoruz: “Seyyid” unvanı.
Klasik İslam anlayışında seyyidlik, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin soyundan gelmeyi ve dolayısıyla Arap kökeni gerektirir. Dersim Aleviliğinde ise bu kavram farklı bir anlam taşır. Bu noktada şu cümle meseleyi berraklaştırır:

“Seyyid Rıza’nın seyyidliği, klasik anlamda soy iddiası değil; Dersim Aleviliğinde Hz. Hüseyin yoluna bağlılığın verdiği manevi bir unvandır.”

Yani burada biyolojik bir soy iddiasından çok, yol ve temsil vardır.

Zaza mıydı, Kürt müydü?

Seyyid Rıza’nın ana dili Zazacadır. Bu nedenle etnik olarak Zaza  Kürdü kimliğine mensuptur. Ancak tarihsel ve siyasal literatürde Zazalar çoğu zaman Kürt üst kimliği içinde değerlendirilir. Bu ayrım bugün bile tartışmalıdır. Fakat bir gerçek var ki, Seyyid Rıza’nın mücadelesi etnik kimlikten çok inanç, yaşam tarzı ve yerel özerklik ekseninde şekillenmiştir.

Neden isyan etti?

1930’lu yıllar, Cumhuriyet’in merkeziyetçi politikalarının en sert uygulandığı dönemlerden biridir. Dersim bölgesi; coğrafi yapısı, aşiret düzeni ve Alevi inancı nedeniyle devletle her zaman mesafeli bir ilişki içinde olmuştur.
Zorunlu iskân, silah toplama, askerî karakolların yayılması ve bölgenin idari yapısının değiştirilmesi, yerel halkta ciddi bir tehdit algısı yaratmıştır.

Seyyid Rıza’nın karşı çıktığı şey, yalnızca bir yasa ya da bir askerî uygulama değil; bir yaşam biçiminin ortadan kaldırılma korkusudur. Bu noktada yaşanan çatışmalar, devlet tarafından “isyan” olarak tanımlanmış; Dersim ise askerî bir operasyon alanına dönüştürülmüştür.

Arkasında başka devletler var mıydı?

Bu soru sıkça sorulur. Ancak bugüne kadar Seyyid Rıza’nın herhangi bir yabancı devletle organik bağ kurduğunu gösteren somut ve ikna edici bir belge ortaya konulamamıştır. Bu iddia, daha çok dönemin resmî söylemini güçlendirmek için kullanılan bir varsayım olarak kalmıştır.

Yakalanışı: İspiyon mu, tuzak mı?

Seyyid Rıza’nın yakalanmasıyla ilgili anlatımlar ortak bir noktada buluşur: Kendisine görüşme ve barış vaadiyle yaklaşıldığı. Elazığ’a gidişi, silahlı bir yakalanmadan çok, bir siyasi manevra sonucu gerçekleşmiştir. “İspiyon” iddiaları halk anlatılarında yer alsa da, bunu kesin biçimde doğrulayan bir belge yoktur.

Yargılama ve idam: Gerekçeler yeterli miydi?

Yargılama süreci son derece hızlıdır. Savunma hakkı sınırlıdır, tercüman meselesi belirsizdir ve en çarpıcı nokta şudur:
Yaşı idam için yasal sınırın üzerindeyken, yaşı küçültülerek idam kararı verilmiştir.

Bu durum, idamın hukuki olmaktan çok siyasi bir karar olduğu yönündeki görüşleri güçlendirmektedir.

Oğlu meselesi ve darağacının trajedisi

Halk arasında dolaşan güçlü bir anlatı vardır:
“Seyyid Rıza, ‘Önce beni asın, sonra oğlumu’ dedi; ancak oğlu gözlerinin önünde asıldı.”

Tarihsel kaynaklar, baba ve oğlun aynı süreçte idam edildiğini doğrular. Oğlunun önce asıldığı yönündeki anlatı, kesin biçimde belgelenmiş olmasa da, bu anlatının toplumda bu kadar güçlü yer etmesi bile yaşanan travmanın büyüklüğünü gösterir. Gerçek şu ki, bir baba ile oğul aynı darağacında tarihe gönderilmiştir.

Bugün soyundan gelenler var mı?

Evet, Seyyid Rıza’nın soyundan gelenler bugün hâlâ yaşamaktadır. Ancak idam sonrası mezar yerlerinin gizlenmesi, aileler üzerinde uzun yıllar süren baskı ve sessizlik, bu meselenin açıkça konuşulmasını zorlaştırmıştır.

Son söz yerine

Seyyid Rıza’yı anlamak, onu kutsamak ya da lanetlemek değildir. Onu anlamak; devletle toplum, merkezle çevre, güçle adalet arasındaki kadim gerilimi anlamaktır.

Belki de asıl soru şudur:
Bir insanı tarihte önemli kılan şey, kazandığı savaşlar mı; yoksa kaybettiği halde arkasında bıraktığı vicdan mı?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder