Aşiret kavramı, modern zamanların diliyle ifade edildiğinde çoğu zaman daraltılmış, hatta yanlış anlamlarla yüklü bir hâl alır. Oysa tarihsel perspektiften bakıldığında aşiret, yalnızca bir soy veya kan bağı değil; bir hafıza, bir dayanışma biçimi ve çoğu zaman da yazılı hukukun bulunmadığı dönemlerde işleyen fiilî bir adalet mekanizmasıdır.
Tarihin erken dönemlerinde devlet yapıları henüz kurumsallaşmamışken, insan topluluklarının güvenlik, adalet ve ekonomik paylaşım ihtiyaçlarını karşılayan temel yapı aşiretti. Bu yapı, bireyi yalnız bırakmayan; ona kimlik, aidiyet ve sorumluluk yükleyen bir çerçeve sunuyordu. Aşiret mensubu olmak, sadece korunmak değil, aynı zamanda ahlaki bir disipline tâbi olmak anlamına gelirdi.
Aşiret düzeninde liderlik, çoğu zaman mutlak bir güçten ziyade rıza ve saygınlık üzerine kuruluydu. Aşiret reisi, yalnızca emir veren bir figür değil; hakemlik yapan, barışı sağlayan ve topluluğun onurunu koruyan bir kişiydi. Bu yönüyle aşiret, modern hukukun öncesinde işleyen bir toplumsal sözleşme biçimi olarak değerlendirilebilir.
Ancak zamanla merkezî devletlerin güçlenmesi, sınırların çizilmesi ve modern hukuk sistemlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte aşiret yapıları ya dönüştü ya da bilinçli olarak zayıflatıldı. Bu süreçte aşiret, çoğu zaman “geri kalmışlık” ile özdeşleştirildi. Oysa bu yaklaşım, aşireti doğuran tarihsel şartları ve onun üstlendiği işlevleri göz ardı eden yüzeysel bir okumadan ibarettir.
Bugün hâlâ bazı coğrafyalarda aşiret, resmî kurumların ulaşamadığı alanlarda sosyal denge unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durum, aşiretin bir “geçmiş kalıntısı” değil; aksine toplumsal ihtiyaçlara göre şekil değiştiren canlı bir yapı olduğunu göstermektedir.
Asıl soru şudur: Aşiret, modern dünyada bir engel mi, yoksa kökleri doğru anlaşıldığında toplumsal hafızayı besleyen bir değer mi? Bu soruya verilecek cevap, aşireti ideolojik önyargılarla değil; tarih, sosyoloji ve insan gerçeğiyle birlikte ele almayı gerektirir.
Sonuç olarak, aşiret ne mutlak bir güçtür ne de romantize edilmesi gereken bir nostalji. Aşiret, insanlığın uzun yürüyüşünde ortaya çıkmış; kimi zaman devlete rakip, kimi zaman devletin taşıyıcısı olmuş bir toplumsal gerçektir. Onu anlamak, aslında insanın kolektif hafızasını anlamaktır.
Mehmet KAZIMOĞLU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder