Mondros Ateşkes Antlaşması (1918) ve Sevr Antlaşması (1920), Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı sonrası tasfiye sürecinin iki temel belgesidir. Literatürde çoğu zaman ayrı metinler olarak ele alınan bu antlaşmalar, gerçekte aynı sürecin birbirini tamamlayan aşamalarıdır. Bu makalede Mondros’un Osmanlı’yı fiilen savunmasız bırakan hükümleri ile Sevr’in bu durumu hukuki ve siyasi bir tasfiye planına dönüştürmesi arasındaki ilişki incelenmektedir. Ayrıca hilafet meselesi, sosyal ve ekonomik etkiler ile Sevr’in Türk ulusal mücadelesi üzerindeki rolü değerlendirilmiştir.
1. Giriş
Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşması, yalnızca askeri yenilginin sonucu değil; aynı zamanda imparatorluğun uluslararası sistemden çıkarılmasının belgeleridir. Mondros, fiilî işgallerin önünü açmış; Sevr ise bu işgalleri kalıcı hâle getirmeyi amaçlamıştır. Bu nedenle Sevr’i Mondros’tan bağımsız değerlendirmek, Osmanlı’nın çöküş sürecini eksik okumak anlamına gelir.
2. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın Niteliği ve Sonuçları
Mondros Ateşkes Antlaşması, klasik anlamda bir ateşkes belgesinin ötesine geçmiştir. Antlaşmanın özellikle 7. ve 24. maddeleri, İtilaf Devletleri’ne güvenliği tehdit eden durumlarda Osmanlı topraklarını işgal etme yetkisi tanımıştır. Bu maddeler, muğlak ifadeleri sayesinde geniş yorumlara açık hâle gelmiş ve Anadolu’nun işgalinde hukuki dayanak olarak kullanılmıştır.
Mondros sonrası Osmanlı ordusunun terhis edilmesi, silah ve mühimmatın teslimi, devletin savunma kapasitesini ortadan kaldırmıştır. İzmir’in 1919 yılında Yunanistan tarafından işgali, Mondros’un işgal hükümlerinin doğrudan bir sonucudur. Böylece Osmanlı Devleti, resmen varlığını sürdürmesine rağmen fiilen egemenliğini kaybetmiştir.
3. Sevr Antlaşması ve Osmanlı’nın Hukuki Tasfiyesi
Sevr Antlaşması, Mondros’la başlayan fiilî işgal sürecinin hukuki ve siyasi tasdikidir. Antlaşma, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmayı, ekonomik bağımsızlığını sona erdirmeyi ve siyasi egemenliğini sınırlamayı hedeflemiştir.
Sevr ile Anadolu’nun büyük bir bölümü yabancı nüfuz alanlarına ayrılmış, kapitülasyonlar genişletilmiş ve Osmanlı maliyesi uluslararası denetim altına alınmıştır. Bu bağlamda Sevr, bir barış antlaşması olmaktan çok, bir tasfiye belgesi niteliği taşımaktadır.
4. Hilafet Meselesi ve Yanlış Algılar
Sevr Antlaşması’nın hilafeti kaldırdığı yönündeki yaygın kanaat, tarihsel gerçeklerle örtüşmemektedir. Sevr metninde hilafetin kaldırılmasına dair açık bir hüküm bulunmamaktadır. İtilaf Devletleri, özellikle İngiltere, hilafeti tamamen ortadan kaldırmak yerine Müslüman dünyayı etkilemek amacıyla sembolik olarak sürdürmeyi tercih etmiştir.
Hilafetin kaldırılması, Sevr’in bir sonucu değil; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1924 yılında aldığı egemenlik kararıdır. Bu ayrım, Osmanlı’nın dış baskılarla yaşadığı kayıplar ile Cumhuriyet dönemindeki iç siyasi tercihler arasındaki farkı ortaya koyması açısından önemlidir.
5. Sosyal ve Ekonomik Etkiler
Mondros ve Sevr antlaşmaları, Osmanlı toplumunda derin sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur.
Sosyal açıdan, işgaller halkta büyük bir güvensizlik ve öfke yaratmış, bu durum Kuvayı Milliye hareketinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Sevr’in Osmanlı yönetimi tarafından imzalanması, İstanbul hükümetinin halk nezdindeki meşruiyetini tamamen ortadan kaldırmıştır.
Ekonomik açıdan, Mondros sonrası üretim ve ticaret büyük ölçüde durma noktasına gelmiş, Sevr ile kapitülasyonlar genişletilerek Osmanlı ekonomisi yabancı sermayenin denetimine bırakılmıştır. Bu durum, ekonomik bağımsızlığın siyasi bağımsızlıkla olan doğrudan ilişkisini açık biçimde göstermektedir.
6. Sevr Antlaşması’nın Türk Ulusal Mücadelesi Açısından Önemi
Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti için bir çöküş belgesi olmasına rağmen Türk ulusal mücadelesi açısından bir dönüm noktasıdır. Antlaşmanın halk tarafından reddedilmesi, Milli Mücadele’nin meşruiyetini güçlendirmiştir. Sevr’in uygulanamaması ve Lozan Antlaşması’nın imzalanması, Türk ulusal direnişinin başarısını ortaya koymuştur.
Bu bağlamda Sevr, Türk tarihinde bir yenilgi belgesi olmaktan ziyade, reddedilerek anlam kazanan bir metindir.
7. Sonuç
Mondros Ateşkes Antlaşması ve Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinin birbirini tamamlayan iki aşamasıdır. Mondros, Osmanlı’yı fiilen savunmasız bırakmış; Sevr ise bu durumu hukuki ve siyasi bir tasfiye planına dönüştürmüştür. Ancak bu süreç, Türk ulusal direnişinin doğuşunu da beraberinde getirmiştir.
Sevr’in reddi ve Lozan Antlaşması’nın imzalanması, bir milletin en ağır şartlar altında dahi egemenliğini yeniden kazanabileceğini göstermiştir. Bu nedenle Mondros ve Sevr, yalnızca Osmanlı’nın sonunu değil; modern Türkiye’nin kuruluş sürecini anlamak açısından da temel belgelerdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder