Giriş
Tarih yazımı, mukaddes ve kadim medeniyetlerin birbirleriyle olan etkileşimleri üzerinden şekillenir. Dünya tarihinin en köklü entelektüel ve siyasi temaslarından biri, hiç şüphesiz Türkler ile Çinliler arasında yaşanmıştır. Çağdaş Sinoloji çalışmalarında, özellikle Dr. Gürhan Kırilen’in “Eski Çin'in Ötekisi Türkler” adlı akademik eserinde de vurgulandığı üzere; Çin resmi hanedan kayıtlarında göçebe topluluklar için kullanılan ifadeler sıradan birer aşağılama ibaresi değil, yerleşik ile göçebe arasındaki ontolojik farkı ortaya koyan derin bir "ötekileştirme" mekanizmasıdır. Bu makale, antik Çin kaynaklarının "öteki" tasavvurundan başlayarak, Türk adının tarih sahnesine çıkışını, Orhun Yazıtları'ndaki milli manifestoyu, Çinlilerin gözünden Türk askeri/kültürel kimliğini ve "Türkiye" kelimesinin kartografik bir terime dönüşme sürecini bütüncül bir perspektifle ele almaktadır.
1. Çin Klasiklerinde "Öteki" Kavramı ve Kavramsal Çeviri Sınırları
Batı merkezli tarih yazıcılığı, Çin kaynaklarında geçen yabancı kavim adlandırmalarını uzun süre kendi literatürlerindeki "barbar" (barbarian) kelimesiyle eşleştirmiştir. Ancak Çince metinlerin derinliklerine inildiğinde, bu kavramların doğrudan bir hakaret içermediği; yönsel, coğrafi ve yaşam tarzına (göçebe-yerleşik aksı) dayalı birer tasnif olduğu görülür. Çin klasik metinlerinde çevre halklar şu beş temel çatı terimle kategorize edilmiştir:
- Yi (東夷): Çin'in doğusunda yer alan topluluklar.
- Di (北狄): Kuzey cenahında yer alan göçebe kavimler.
- Rong (西戎): Batı yönündeki savaşçı ve yarı-göçebe topluluklar.
- Man (南蠻): Güney sınırlarında yaşayan yerleşik olmayan halklar.
- Hu (胡): Hunlar ve Göktürkler döneminde yoğunlaşan; sakallı, atlı-göçebe, kuzeybatılı toplulukları ve doğrudan Türklerin atalarını ifade eden en kapsamlı üst kimlik terimi.
2. Türk Kelimesinin Tarih Sahnesine Çıkışı ve Mitolojik Kökenler
"Türk" kelimesi, tarih sahnesinde ilk kez M.S. 6. yüzyılda (542-545 yılları arasında) resmi, hukuki ve siyasi bir devlet adı olarak tescillenmiştir.
Çin ve Türkçe Kaynaklardaki İlk Kayıtlar
Çin hanedan yıllığı olan Chou Shu (Çou Yıllığı) kayıtlarına göre, Batı Wei İmparatoru Tai-tsu'nun M.S. 545 yılında Göktürklerin kurucusu Bumin Kağan’a resmi bir elçi heyeti göndermesi, Türk (Tu-jue / Tu-kue) adının uluslararası diplomaside ve siyasi metinlerde ilk kez resmen kayda geçmesini sağlamıştır.
Bu adın öz dilde, ilk kez edebi ve hür bir biçimde taş üzerine kazındığı yer ise M.S. 8. yüzyılda (720-735 yılları arası) Moğolistan ovalarında dikilen Orhun Yazıtları (Göktürk Kitabeleri) olmuştur. Kelime buradaki orijinal metinlerde "Türük" veya "Türk" şeklinde imlenmiştir.
Kurt Temalı Köken Söylenceleri
Çin kaynaklarında (Zhou Shu, Sui Shu, Bei Shi) Göktürklerin soy kütüğüne ve küllerinden yeniden doğuşuna dair kurt temalı iki büyük efsane tam metin olarak aktarılır:
- Mağara ve Dişi Kurt Efsanesi: Türklerin ataları, komşu bir kavim tarafından katledilir. Katliamdan geriye kolları ve bacakları kesilmiş on yaşında bir çocuk sağ kalır. Onu bilan bir dişi kurt, çocuğu etle besleyerek büyütür. Düşmanların çocuğu öldürmek için tekrar gelmesi üzerine dişi kurt, Gaochang’ın (Turfan) kuzeyindeki Altın Dağları’nda (Altaylar) yer alan, içi geniş ovalarla kaplı gizli bir mağaraya kaçar. Kurt burada on oğlan doğurur. Bu çocuklardan türeyen ve liderliği ele alan Ashina (Asena) soyu zamanla çoğalır. Yaşadıkları dağın şekli askeri miğfere (tolgaya) benzediği için kendi dillerinde miğfer anlamına gelen "Türk" adını alarak tarih sahnesine çıkarlar.
- Hakanlığın Doğuşu: Göktürklerin kökenini koruyucu ruhlar ve doğa güçleriyle bağdaştıran bu varyantta ise, kurttan türeyen soyun demircilik sanatındaki mahareti ve Altay Dağları eteklerinde metalleri eriterek hürriyetlerine kavuşmaları, askeri birer aristokrasiye dönüşmelerinin meşru altyapısını oluşturur.
3. Orhun Yazıtları'ndaki Milli Manifesto ve Kelime Anlamları
Orhun Yazıtları, Türk adının sadece etnik bir topluluğu değil, egemen bir devleti ve köklü bir yasal nizamı (töre) temsil ettiğini gösteren en net belgelerdir. Yazıtlarda geçen meşhur cümleler ve taşıdıkları anlamlar şöyledir:
- “Türk, Oğuz beyleri, budun, eşidin: Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türk budun, ilingin, törüngin kim artatı?”
Anlamı: "Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk milleti, senin devletini ve yasalarını kim bozabilir?"
Önemi: Türk devlet yapısının ve milli kimliğinin, iç birlik korunduğu müddetçe sarsılmaz bir ebediyete sahip olduğunu ilan eder. - “Türk budun, ertin, ökün!”
Anlamı: "Türk milleti, geçmişteki hatalarını hatırla, pişman ol (ve kendine gel)!"
Önemi: Bilge Kağan, Çin’in ekonomik cazibesine ve lüks yaşam vaatlerine kanarak bağımsızlığını yitiren halkına karşı sarsıcı bir özeleştiri ve ulusal uyanış çağrısı yapmaktadır. - “Tengri teg tengride bolmuş Türk Bilge Kağan, bu ödke olurtum.”
Anlamı: "Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağan, bu zamanda tahta oturdum."
Önemi: Siyasi otoritenin ve kağanlık makamının meşruiyetinin ilahi bir kaynağa (Kut kavramına) dayandığını ve bu egemenliğin doğrudan "Türk" adı altında somutlaştığını belgeler.
4. Çin Kaynaklarında Türklerin Askeri ve Kültürel Sıfatları
Yütyıllar boyunca Türk boylarıyla bazen savaşan bazen de diplomatik evlilikler ve ticaret anlaşmaları yürüten Çin hanedanlıkları (Sui, Tang ve Chou), bu dişli rakiplerinin karakter analizlerini resmi raporlarına kaydetmişlerdir.
Askeri Tasvirler:
- "Rüzgâr Gibi Hızlı Ordular": Çin yıllıklarında, Türk süvarilerinin lojistik hızı, ani baskın yeteneklerini ve "Turan Taktiği" olarak bilinen sahte geri çekilme oyunlarını hayranlık ve korku dolu bir üslupla betimler.
- "Yay Gerip Ok Atan Kavim" (Wang-gong zhi guo): Çinli tarihçiler, Türk erkeklerinin çocuk yaştan itibaren at sırtında büyüdüklerini, kuş ve fare avlayarak refleks geliştirdiklerini ve yetişkinliklerinde mükemmel birer profesyonel askere dönüştüklerini kaydeder.
- Kurt Başlı Sancaklar (Fu-li): Göktürk hakanının muhafız ordusuna Çincede "Fu-li" (Börü/Kurt) denmekteydi. Ordu karargahlarının önünde dalgalanan altın kurt başlı sancaklar, Çinliler tarafından mutlak askeri gücün ve hükümdarlık karizmasının bir numaralı nişanı kabul edilmiştir.
Kültürel Tasvirler:
- "Çadırın ve Özgürlüğün İnsanları": Çinliler, Türklerin surlarla çevrili kasabalar yerine keçe çadırlarda (yurt) kalmalarını, su ve otlak takibinde hür biçimde göç etmelerini onların esarete gelemeyen tabiatlarına bağlamıştır.
- "Usta Demirciler": Türklerin madenleri eritme, çeliğe şekil verme ve dönemin en ileri zırh/silah teknolojisini üretme becerileri Çin metinlerinde övgüyle yer bulur.
5. "Türkiye" Kelimesinin Coğrafi Bir Terim Olarak Haritalara Giriş Süreci
"Türk" kelimesinin bir kavim adı olmaktan çıkıp, üzerinde yaşanılan toprakları tanımlayan coğrafi ve kartografik bir kavrama (Turchia / Tourkia / Turkey) dönüşmesi kronolojik olarak üç büyük dalga halinde gerçekleşmiştir:
1. Dalga: Hazarlar ve Orta Asya (M.S. 6. - 10. Yüzyıl)
Kelimeyi coğrafi bir bölge ismi olarak ilk kez resmi harita ve literatür kayıtlarına geçiren Bizans İmparatorluğu olmuştur. Bizans İmparatoru VII. Konstantinos Porphyrogennetos, kaleme aldığı De Administrando Imperio adlı devlet yönetimi eserinde dünyada iki Türkiye olduğunu yazar: Doğu Türkiye (Hazar Kağanlığı toprakları ve Orta Asya) ve Batı Türkiye (o dönem Orta Avrupa'ya, Macaristan ovalarına yerleşen göçebe Türk boylarının yurdu).
2. Dalga: Memlükler ve Kuzey Afrika Hattı (13. - 14. Yüzyıl)
Mısır, Suriye ve Hicaz bölgesinde hüküm süren Memlük Devleti, resmi yazışmalarında ve İslam coğrafyacılarının harita taslaklarında kendi hakimiyet alanlarını doğrudan "et-Devletü't-Türkiyye" (Türk Devleti) veya "Biladü't-Türk" (Türk Ülkesi) olarak isimlendirmiştir. Bu durum, kelimenin Ortadoğu ekseninde kökleşmesini sağlamıştır.
3. Dalga: Anadolu'nun "Turchia" Oluşu (12. Yüzyıl ve Sonrası)
1071 Malazgirt Zaferi'nin ardından Selçuklular önderliğinde Anadolu'nun süratle İslamlaşması ve Türkleşmesi, Avrupalı seyyahların ve İtalyan deniz haritacılarının terminolojisini kökten değiştirmiştir.
- 1190'lı yıllarda Üçüncü Haçlı Seferi’ne katılan Batılı kronik yazarları, ordularının yürüdüğü Anadolu topraklarını ilk kez resmen "Turchia" (Türklerin Yurdu) olarak raporlamışlardır.
- 13. yüzyılda dünyaca ünlü İtalyan seyyah Marco Polo, seyahatnamesinde Anadolu coğrafyasını "Turcomania" (Büyük Türkiye) olarak adlandırmış ve bu adı Avrupa haritacılık ekollerinde kalıcı bir norm haline getirmiştir. Osmanlı İmparatoru idari olarak "Memâlik-i Mahrûse" unvanını kullansa da, Batı dünyası tarafından basılan tüm dünya haritalarında bu topraklar kesintisiz biçimde "Turkey" veya "Turchia" şeklinde tescillenmiştir.
Sonuç
Tarihsel süreç incelendiğinde; antik Çin yıllıklardaki "kuzeyli göçebe öteki" tasavvurundan filizlenen Türk kimliği, Orhun Kitabeleri ile sarsılmaz bir milli bilince ulaşmış, askeri disiplini ve demircilik zekasıyla çağ kapatıp çağ açmıştır. Küresel ölçekte Orta Asya'dan Orta Avrupa'ya, Mısır'dan Anadolu'ya kadar uzanan geniş coğrafyaların harita metinlerine "Türkiye" adını kazıyan bu muazzam serüven, Türk milletinin dünya tarihindeki kurucu ve birleştirici rolünün en somut nişanesidir.
Kaynakça
- Kırilen, G. (2019). Eski Çin'in Ötekisi Türkler. Ankara: Kimlik Yayınları.
- Tekin, T. (2006). Orhon Yazıtları: Kül Tigin, Bilge Kağan, Tunyukuk. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
- Kafesoğlu, İ. (2015). Türk Millî Kültürü. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
- Polo, M. (2010). Marco Polo Seyahatnamesi (Çev. Ö. Buğra). İstanbul: Timaş Yayınları.
- Constantinus Porphyrogenitus. (1967). De Administrando Imperio (Greek text edited by Gy. Moravcsik, English translation by R. J. H. Jenkins). Washington DC: Dumbarton Oaks.
- Chou Shu (周書) - Çou Hanedanlığı Resmi Yıllıkları, Tang Dönemi Kayıtları.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
⚠️ UYARI:
Küfür, hakaret, Herhangi bir örgüt propagandası, tehdit, ve kişisel veri paylaşımı yasaktır.
Bilgilendirici, saygılı ve yapıcı yorum yazmaya özen gösterin.