CIBRAN, CİBRAN AŞİRETİ

..

Mehmet Emin zeki Beg’e  göre bu aşiret yaklaşık olarak 2000 aileden oluşmaktadır(Bu rakam 1930 yılına aittir) Bünyesinde bir çok kabileler barındırır. Aynı zamanda bir çok kola ayrılır. Bu kollar; Moxalı, Arap ağa, Torıni,Alıki, Şeyhan, Mamegan ve şaderli aşiretleridir. Bu aşiretlerin Tamamı Muş, Bitlis, kars ve Van cıvarında yaşamaktadır. Faiz Ebu Fevre; Aşairi Filistin isimli eserinde Selhaddini Eyyubi ile beraber savaşlara katılan ve öncü kuvvet olarak görev yapan aşiretlerden birinin Cibrani aşireti olduğunu söylemektedir. Dolayısı ile kökeni çok eskilere dayanan önemli bir aşirettir.  Aşiretin ileri gelenlerini, beylerini sayarken Şeyh Suvar, Topal Haydar, Halil Timur, Fendi, Sincar Maksud Ali, olarak silsilenin günümüze geldiğini söylerler.  Sultan Abdulhamitin aşiret mektebinden mezun olan  Muşun Varto ilçesinin Gumgum köyünde 1882 yılında dünyaya gelen Ünlü Miralay  Halit bey bu aşirettendir. Eskiden Urfa ve Viranşehir civarında yaşarlarken daha sonra Varto, Karlıova, Bulanık ilçelerine yerleşmişlerdir. Cibranlılara reislik yapan aile Şeyhsuvaroğullarıdır. Cibranlılar veya Cibraniler kökeni tarihe dayanan bir aşirettir. Mu’camul Buldan isimli eser Cibran’ın-Cibrin’in Halep yakınlarında merkezi bir köy olduğunu söyler. Tarih boyunca birçok bölgede kurulan beyliklerde yer almışlardır. Bunarlın başında Hasankeyf’te kurulan Melikan Beyliği gelir. Kökenlerinin 1200 yıllarında yaşayan Celali aşiretine dayandığı söylenir. Ancak bu aşiret Mervani Devleti’nin kuruluşunda da bulunmuştur. Makdisi El Ömeri, Zehebi bu aşiretten bahsederler. Günümüzde bir kısım Cibraniler, Irak’ta –Kerkük’te de yaşamaktadırlar. Kerkük’te Cibariler “Sadekurdi” olarak bilinirler. Hala çoğu Arapça bilmez. Talabanilerle uzun geçmişe dayanan bir düşmanlıkları da vardır. Şeyh Rıza Talabani döneminde büyük bir göçe maruz kalmışlardır. Şair Rasafı Bu aşirettendir.  Bu aşiretten birçok âlim yetişmiştir. Bir başka kaynak ise Cîbranlıların (Cibrî - Gewran) Bingöl’ün kuzeydoğu kesimlerinde ve  Erzurum civarında yaşayan bir aşiret olarak tanımlayıp, bu aşiretin Guran’larla bağlantılı olabileceğini belirtmektedirler.

 

CİBRAN AŞİRETİNİN ÖNEMLİ ŞAHSİYETLERİ

1-Cıbranlı Halit Bey

<

alt=" " height="536" width="400" />

HALİT BEY (1882-1925)

1921 yılı aşiret mektebi ve Harbiye çıkışlı Cıbranlı halit bey Bu aşirettendir,1923 yılında aktif hale gelen Azadi örgütünün de kuruluşuna ön ayak olmuştur, Halit bey Ruslar ile yapılan doğu cephesi savaşlarında göstermiş olduğu kahramanlık nedeni ile Miralaylığa terfi etmiştir,

15 haziran 1920 lolan ve Hormek aşiretlerinin de içinde bulunduğu  aşiretleri toplayarak Aşiretler ve mezhepler arasındaki kavgalara son verip kürtlerin birlik olması vakti geld, demiş ve kürtlerin ulu bir soydan geldiğini ifade etmiştir, Şeyh Said'in kayınbıraderi olan Cıbranlı Halit Bey, gizli Kürt İstiklal Komitesinin (Azadî cemiyeti) kurucularındandır. Kürtçülük faaliyetlerinin yanı sıra isyancı girişimlerde bulunduğu iddiası ile  20 Aralık 1924'te Erzurum'da tutuklandı ve Süvari Tümen Komutan Vekili Albay Ferit Bey başkanlığında kurulan Bitlis Harp Divanı'nda yargılandı. Hıyanet-i Vataniye Kanunu gereğince verilen karar sonucu 14 Nisan 1925 saat 5.30'da Bitlis'te Yusuf Ziya Bey, Yusuf Ziya'nın kardeşi Teğemen Ali Rıza Bey, Yusuf Ziya'nın damadı Faik Bey ile Molla Abdurrahman ile birlikte kurşuna dizildi.

2-Şair Maruf El Rasafi:

height="357" width="300" />

Ma'rûf b. Abdilganî Mahmûd er-Rusâfî (1875-1945) Iraklı şair ve edip.

Bağdat'ın güneyindeki Rusâfe semtin*de doğdu. Babası Kerkük'te yerleşmiş olan Cebbâre aşiretine mensup bir jan*darma, annesi Fâtıma bint Câsim, Şem-mer kabilesine mensup Karagül aşiretin-dendi. Rusâfî, Kur'an'ı ezberledikten son*ra girdiği Bağdat Askerî Rüşdiyesi'nin dördüncü sınıfında kalınca buradan ayrı*lıp dönemin âlim ve ediplerinden Mah*mûd Şükrî el-Âlûsı'den ders almaya baş*ladı. Dinî ilimlerle Arap dili ve edebiyatı alanında Âlûsî'den başka Abbas el-Kas-sâb ve Kasım el-Kaysî'nin yanında on üç yıl kadar süren bu özel tahsil devresinden sonra Bağdat'taki ilk ve orta dereceli okullarda öğretmenlik yapmaya başladı. Bir taraftan da yazdığı şiirleri Mısır'da özellikle el-Mü'eyyed gazetesiyle el-Muktetaf dergisine gönderiyordu. Şekil ve muhteva bakımından beğenilen şiirleri sayesinde şöhreti Arap ülkelerine yayıldı. Meşrutiyet'in ardından İkdam gazetesi sahibi Ahmed Cevdet Bey. gazetenin Arapça olarak çıkarmayı düşündüğü eki*nin yönetimi için Rusâfî'yi İstanbul'a da*vet etti. Ancak Rusâfî İstanbul'a gittiğin*de projeden vazgeçilmiş olduğunu öğren*di. Buna rağmen bir süre İstanbul'da ika*met etti: bu müddet zarfında Otuzbir Mart Vak'ası'na şahit oldu. Ardından Se-lânik'e gitti, orada yaklaşık bir ay kadar kaldıktan sonra ülkesine dönerken Lüb*nan'a uğradı ve o zamana kadar yazdığı şiirlerini ihtiva eden divanını Beyrut'ta bastırdı. Divan Arap dünyasında ve özel*likle Bağdat'ta büyük yankı uyandırdı.

Rusâfî Bağdat'a gelince Bağdâd gaze*tesinin yazı işleri bölüm şefliğinde çalış*maya başladı. Fakat çok geçmeden İs*tanbul'dan gelen bir davet üzerine ikinci defa oraya gitti ve Medrese-i Mülkiyye-i Âliye'de Arap dili ve edebiyatı dersi okut*tu; Sebîlürreşâd'da bir yıla yakın süre yazı yazdı. Ayrıca Evkaf Nezâreti'ne bağlı Medresetü'l-vâizîn'de Arapça hitabet dersleri vermekle görevlendirildi. Rusâfî bu sırada Müntefik sancağından millet*vekili seçilerek Osmanlı Meclis-i Meb'ûsa-nı'na girdi. I. Dünya Savaşfnın sonlarına kadar İstanbul'da kalan Rusâfî'nin haya*tında bu dönemin önemli bir yeri olmuş*tur. Burada miletvekilliğinin yanı sıra çe*şitli mekteplerde hocalık, gazete ve der*gilerde yazarlık yapmış, ilmî ve edebî çev*relerde şair ve ediplerle dostluk kurmuş ve bildiği Türkçe sayesinde Batı'daki akım*ları Türkçe kaynaklardan öğrenme imkâ*nını bulmuştur. Nâmık Kemal, Recâizâde Mahmud Ekrem, Tevfik Fikret gibi edip ve şairlerin eserlerini okumuş, onların ele aldıkları konulardan etkilenmiş ve bunla*rı Bağdat'a döndükten sonra kendi yazı ve şiirlerine yansıtmıştır. Rusâfî evliliğini de yine bu dönemde İstanbul'da yapmış*tır.

1. Dünya Savaşı'ndan sonra İstanbul'*dan ayrılan Rusâfî önce Şam'a gitti. Fa*kat orada yöneticilerden umduğu ilgiyi bulamayınca kendisine teklif edilen Ku*düs Medresetü'l-muallimîn öğretmenli*ğini kabul etti. Burada bir süre çalışarak 1921 yılında ülkesine döndü. Maarif Ve*kâleti bünyesinde faaliyet gösteren Lec-netü't-terceme ve't-ta'rîb başkan vekilli*ğine getirildi. 1923te Bağdat'ta yayın ha*yatı üç ay kadar süren Emel gazetesini çı*karmaya başladı. Ardından sırasıyla Ma*arif müfettişliği, Dârü'l-muallimîn Arap dili ve edebiyatı hocalığı ve Lecnetü'1-ıstılâhâti'l-ilmiyye başkanlığı görevlerini yü*rüttü. Bir dönem milletvekilliği de yap*mış olan Rusâfî düşüncelerini çekinme*den ortaya koyduğu için siyasî baskılara mâruz kaldı; bunun üzerine bir köşeye çe*kilerek münzevi bir hayat yaşamaya baş*ladı. Ömrünün son yıllarında Bağdat'ın Âzamiyye mahallesinde küçük bir dükkân çalıştırarak geçimini sağlamaya çalıştı.

Çağdaş Arap şiirinin neoklasik şairleri*nin başında gelen Rusâfî'nin eserleri in*celendiğinde onun edebiyatta, "Sanat toplum içindir" ilkesine bağlı kaldığı gö*rülür. Şiir ve nesirlerinde düşünce özgür*lüğü, bilginin yaygınlaştırılması, cehaletin ortadan kaldırılması, gençlere güven duy*gusunun aşılanması, yoksulların desteklenmesi, kızların çağdaş yöntemlerle eği*tilmesi ve İslâm dininin temel kaynaklara göre anlatılması gerektiği konulan üze*rinde durur.

Eserleri.

1. Dîvân. İlk defa 1910yılında Muhyiddİn el-Hayyâtve Mustafa el-Galâ-yînî'nin düzenlemesi ve lügatçe ilâvesiyle Beyrut'ta basılan esere daha sonraki bas*kılarında Rusâfî'nin birçok yeni şiiri eklen*miştir.[475]

2. Defu'l-hücne iîirüdâhi'1-lük-ne (İstanbul 1331). Osmanlı Türkçesi'n-den derlenen, aslı Arapça olup başka anlamlarda kullanılan ve Araplar'ın Osman-lılar'dan alıp mânalarını bilmeden kullan*dıkları kelimelere dairdir.

3. Neihu't-tîb fi'1-hatâbet ve'1-hatîb (İstanbul 1915, 1336). İstanbul'da Medresetü'l-vâizîn'de verdiği hitabet derslerinin konularını kapsamaktadır.

4. el-Enâşîdü'1-medre-siyye (Kudüs 1920). Kudüs'te öğret*men okulunda görevliyken yazdığı, notalarıyla birlikte okul şarkılarından oluş*maktadır.

5. Ârâ'ü Ebi'1-Alâ el-Ma'arri.[476] Maarrî'nin el-Lüzûmiyyât adlı divanın*dan yaptığı seçmelerin şerhidir.

6. Alâ Bâbi sicni Ebi'l-cAlâ (Bağdad 1946). Tâhâ Hüseyin'in Mo'a Ebi'l-cAlâ el-Mcfar-rî adlı eseri hakkında yazdığı reddiye ve ta'likattır.

7. Resâ'ilü't-taTıkât (Bağdad 1944, 1957). Zekî Mübârek'in et-Taşav-vufü'l-İslâmî ve en-Neşrü'İ-fennî adlı eserleriyle Caetani'nin İslâm Tarihi üze*rine kaleme aldığı ta'likatıdır.

8. Nazra icmâliyye fî hayâti'l-Mütenebbî. [477]

9. Kitâ-bü'1-Âlet ve'î-edât ve mâ yetbe'uhü-mâ mine'l-melâbis ve'1-merâîık ve'J-henât.[478] Halkın kullandığı yabancı kö*kenli alet ve araçların isimlerinin Arapçalaştırılmasına dairdir. Rusâfî, Nâmık Kemal'in Rüya adlı eserini Rivâyetü'r-riı'yâ adıyla Arapça'ya çevirmiştir (Bağ*dad 1909). Ma'rûf er-Rusâfî'nin ayrıca Arap dili üzerine verdiği konferansları, basılmamış bazı eserleri, gazete ve der*gilerde çeşitli makaleleri bulunmaktadır.[479]

Ma'rûf er-Rusâfî hakkında çok sayıda eser yazılmış olup bunlardan bazıları şun*lardır: Mustafa Ali, Ma'rûf er-Ruşâfî (Bağdad 1948);

Abdülhamîd er-Reşûdî, er-Ruşâîî: Hayâtühû, âşâruhû, şicruh (Bağdad 1988);

Abdüllatîf Şerare, er-Ru*şâîî: Dirâse tahlîliyye (Beyrut 1960);

Bedevi Ahmed Tabâne, Mdrût er-Ruşâfî [480] Abdüssâhib Şekr, HıdrAbbases-Sâ-lihî, er-Ruşâîî, şılatî bihî, vaşiyyetühû, mü'ellefâtüh (Bağdad 1948) ve ŞâHriy-yetü'r-Ruşâîî: Dirâse edebiyye (Bağ*dad 1390/1970);

Ahmed Matlûb, er-Ru*şâfî, ârâ^ühü'l-luğaviyye ve'n-nakdiy-ye (Kah i re 1970);

Kasım el-Hattât Mus*tafa Abdüllatîf es-Sehartî M. Abdül-mün'im Hafâcî, Ma'röf er-Ruşâfî şâ*i-rü'I-^Arabi'î-kebîr: Hayâtühû ve şi'ruh. (Kahire 1391/1971);

Hilâl Nâcî, el-Kav-miyye ve'1-iştirâkiyye iî şicri'r-Ruşâfî (Beyrut 1959); Necdet FethîSaffet, Mac-rûf er-Ruşâfî (London-Rİyad 1988);

Saîd el-Bedrî, Ârâ3ü'r-Ruşâfî ti's-siyâse ve'd-dîn ve'l-iclimâc (Bağdad 1951).

Rusafinin Hayatı ini yararlanılan kaynak:Erol Ayyıldız

3-Fettah el-Cebari (El-Seyid Fettah el-Cebari)

Irak'ta yaşayan ünlü Kürt şairi Mamf el-Rısafi'nin mensubu olduğu ve Ker¬
kük'teki Cebari aşiretine mensuptur. H. 14. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Fettah'ın birçok şiir ve kasideleri vardı. Bunlardan bir tanesi şöyledir:
Şîrin tate kırd, şirin tate kırd
Ta tuxray tomar zîriş tate kırd
Nemez pençe we pay xo meri hena kırd
Yan honî (xûnî) surx cergi mela kırd

Türkçesi:

Tatlı tatlı tel be tel yaptı
Onun altın olan saçını tura yaptı
Ayağına kına yaptı
Yani kırmızı kanı melaya pay yaptı
(Gelawej)

 

UYARI: SİTEMİZİN TÜM HAKLARI SAKLI OLUP, İNTERNET ÜZERİNDEN YAYIN YAPMAKTADIR.
SİTE İÇERİĞİNDEKİ BÜTÜN UNSURLAR İZİNSİZ VE KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KULLANILAMAZ.    



YORUMLAR;


https://butun-asiretler.blogspot.com/p/caf-jaf-asireti.html

 

Baver

elleyhabi@hotmail.com

erzurum köprüköye bağlı yağan kasabaında ve izmitte bulunan cibranlıları unutmayalım aşiretimle cibranlı olmakla gurur duyorum

 

Mustafa

tuzgold@gmail.com

bız mus.tan mahacır olarak urfa.ya gelmısız rahmetlı babam bız cıbran asıretındenız dıyordu.mus.baglu.köyundenız bu konuda bılgısı olan varsa.04142156589

 

Serdar

merdo4549@hotmail.com

bende bir cıbran torunuyum muş bulanık şaberat (dogantepe ) köyündenim cıbran aşiretinden gurur duyuyorum hiç bir zaman halkına ihanet etmemiş ve halkının özgürlügü için mücadele vermiş ve bu ugurda canını veren xalıt bey in torunları yız biz.....

 

 

halil aydemir - 26/10/2012 - 05:16

bende cibran aşiretinin torıni koluna bağlı yada diğer bir ismide kenoyi kolundanım...muş bulanık köprü yolu köyü kürtçe ismi muş kop bütüli
surkentli - 12/08/2012 - 12:17
40 yaşındayım bu mustesna aşiretin bir torunu oldugumu yeni ögrendim ve onlarla şimdi daha cok gurur,aynı zamanda bu kadar geç ögrendigim için kendimden utanıyorum şimdi daha cok magrurum

FEYZULLAH YILMAZ

kim ne derse desin bizim aşiret zamanın en büyük aşireti ve ben bundan büyük bir zevk ve gurur duyuyorum ve ben o zamanda yaşamak isterdim.

 


 

haşim - 18/05/2012 - 11:43
Adıyaman Kahtadaki cibriyanları unutmayın

 

 


 

melih cibran - 11/05/2012 - 00:41
bir cıbranlı olmak her zamn bi ayrıcalıktır
zeynep güler - 13/01/2012 - 15:26
İşte benim aşiretim







suvar -
20/02/2012 - 10:28
bu bilginin kaynağı nedir..nerden
çıkardınız..

5 yorum:

  1. Ağrı ilindeki birçok köyde Cibran aşiretine mensup aileler bulunmaktadır. Özellikle Ağrı ilinin Kuzey bölgesi ova köylerinde yaşamaktadırlar.

    YanıtlaSil
  2. Slawu hürmet jivera aşira cibranliya

    YanıtlaSil
  3. Cibran ve haseni aşiretleri kardeş aşiretlerdir bilgilere bunu da ekleyin

    YanıtlaSil
  4. Ben Muş bulanık Altınoğluk ( TIRÇONG ) köyündenim. bizim köyümüz ve çevremizdeki 5 köyde dahil olmak üzere Cibiran Aşiretinin Mamıki (mameqan ) kolundanız ve bildiğim kadarı ile çevremizdeki köylerin çoğu Cıbiran aşiretine mensuptur bu aşiret Kürttür büyüklerimizin söylediğine göre kuzey ıraktan viranşehire ordan da muşa gelmişiz ordan burdan edindiğiniz asılsız bilgiler ile buraya birşey yazmayın siz bizim aslımızı gelenek göreneklerimiz bizden iyimi bileceksiniz yüz yıllardır konuştuğumuz dil kürtçe şimdi de çıkmış farklı yerlere bağlıyorsunuz daha doğrusu bu sayfadan biraz faşistlik kokusu alıyorum eğer konu hakkında yeterli bilginiz yoksa ya daha detaylı bilgi edinin yada insanları yanlış yönlendirmeyin Teşekkürler.

    YanıtlaSil