Şigoyi , Mala şégo Aşireti

 

 

BIDRİ VE ŞEGO AŞİRETLERİ ÖZELİNDE

MUŞ İLİ  ARAPLARI

 

(Aşiret Yapısı, Yönetim Mekanizması,  Diğer Aşiretler ve

Devletle Olan İlişkileri)

 

Sabahattin ŞENGÜL

Muş Alparslan Üniversitesi

 

 

Giriş :

Bidri ve Şego aşiretleri, Medine'den yola çıkıp Anadolu toprak
larında son bulan iki kardeş aşiretin öyküsü.(
( (Beleki) Bıdri ve Şego Aşiretleri -Aşiretler Üzerine Bir Çalışma, Özmen Özden, 1. Baskı Ağustos 2019 Fatih-İST)

Aşiret aynı soydan gelen, göçebe ya da yarı göçebe yaşam sürdüren insan topluluğuna verilen isimdir.

Aynı zamanda bir ataya bağlı insanlardan meydana gelen büyük bir aile, göçebe topluluğu anlamına da gelir.

         Dünyanın birçok yöresinde olduğu üzere, klasik dönemlerin toplumsal alanda kendine yer bulan aşiret olgusu, özellikle de doğu İslam toplumlarında kendine yer bulmuştur.

        Türk toplumunun modernleşmesi ile aşiret bağlarının giderek zayıflamasının yanında, birçok Arap toplumunda ve özellikle de Kürtler arasında halen sürdürmekte olan aşiret yapıları ile ilgili olarak, sosyolojik açıdan, bilimsel olarak birçok yerel ve genel araştırma yapılmış ve yapılmaktadır. ( (Beleki) Bıdri ve Şego Aşiretleri -Aşiretler Üzerine Bir Çalışma, Özmen Özden, 1. Baskı Ağustos 2019 Fatih-İST)

        Türkiye’de  daha çok  Doğu ve  Güneydoğu  Anadolu  bölgelerindeki  toplumsal  yapı ve  Kürt  toplumu  ile ilişkilendirilen  aşiret  yapılanması,  etnik  olmaktan  ziyade,  kültürel  ve  coğrafik  şartların  bu  tür örgütlenmelerin oluşmasında ve devam etmesinde ciddi etkileri olduğu sosyal bir olgudur.

 

       Bu çalışmanın problematiği de  bu  noktada  şekillenmektedir. Zira Cumhuriyet  dönemi  modernleşme serüvenine  geç ve sınırlı argümanlarla dahil olan Muş İli’de geleneksel ve endemik özelliklerin yaşamasına uygun bir ortam sunmuştur. (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri )

 

 

 

Aşiret Yapısına Dair Genel Bilgiler :

Modern öncesi dönemin bir uzantısı olarak kabul edilen ve modernleşme sürecinin etkisi ile zamanla yok olacağı düşünülen geleneksel aşiret örgütlenmeleri, yaygın kanının aksine aidiyet ilişkileri ekseninde farklı şekillerde zamanın  ruhuna direnç göstermektedir.

 

Modernizmin yerelde hesaba katmadığı güvenlik problemleri, azınlık kimliği ve kültürel aidiyet gibi parametreler bu örgütsel yapıyı canlı tutarken bunların doğurduğu aidiyet ilişkileri  postmodern  dönemin  parçalı  kimlik  dokuları  arasında  yerini  almaktadır.

 

            Aşiret etnik bir yapı ve bununla beraber siyasi bir yapıyı içerir. Gerçek ya da varsayılan bu akrabalık grubu kendi içerisinde bir dayanışma ruhuna sahiptir. Bu çalışmaya konu olan Şego ve Bıdri aşiretlerinde  bu dayanışma ruhundan bahsetmek mümkündür.

 

Varsayılan akrabalık ilişkilerinin gerçek ya da hayali olma durumu ise bu çalışma kapsamı dışında olmakla beraber onların meskun oldukları bölgede aşiret  kimliğine  önemli  bir aidiyet besledikleri görülmektedir.  Dolayısıyla   aşiret terimi yalın  bir şekilde  sadece  “bir  bileşim derecesini”  ortaya  koymak  için  kullanılmaz.   (Bruinessen, MV (2013). Ağa, Şeyh ve Devlet (Çev. B. Yalkut). İstanbul: İletişim Yayınları

 

Bu yönüyle  bu  çalışma  aşiret  örgütlenmesinin  basit  bir  şekilde  “aynı  atadan  geldiği  varsayılan  akraba topluluğu” olmadığını ama  özellikle birlikte yaşayan toplulukların, yaşanılan coğrafyanın bu yapının devam etmesi üzerindeki etkisini incelemektedir.

 

Daha sonra ise aşiretin   yapısal  olarak  bozulmasından  sonra ortaya  çıkan yeni  formlar ve  bu formların sosyo -kültürel boyutları üzerinde durmaktadır. 

 

 

Çalışmanın Amacı :

 

Bu çalışma, uzun yıllardır beraber, kardeşçe yaşadığımız hepsi birbirinden değerli, Bıdri ve Şego aşiretlerinin bireylerini,  tarihsel arka planıyla birlikte daha iyi tanımak  amacıyla yapılmıştır.

 

Bıdri ve Şego aşiretlerinin tarihsel arka planına ve coğrafik dağılımına yönelik bir girişten sonra aşirete yönelik aidiyeti ve kolektif kimliğin inşası ile bu kimliğin siyasi olarak konumlandırma noktasındaki tutumlarını analiz edilmeye çalışılmıştır.

 

Bu kapsamda, yüzyıllar boyunca  dağlar  ile  çevrili  bir  bölgenin  kültürel etkileşimi,  etnik  yapıyı  ve  aşiret örgütlenmesini  nasıl  koruduğuna  odaklanmaktadır.

 

Bu bağlamda aşirete mensup kanaat önderlerinin, çözüm ürettikleri konulara nasıl müdahale ettikleri ve uyguladıkları yöntemlerde hangi ölçütleri referans aldıkları anlaşılmaya çalışılmıştır.

 

Yine bu aşiretlerin komşu aşiretler  ve Devletle olan ilişkilerinde hangi tutumları sergilediği anlaşılmaya çalışılmıştır.

 

Bölgedeki aşiretlerde  bulunan ve ‘’Kanaat Önderi’’ olarak adlandırabileceğimiz aşiret ileri gelenlerinin, Devlete olumlu katkılarda bulunabileceği , bu amaçla kanaat önderlerinin içinde olduğu bir mekanizmanın kurulmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

   

 

 

 

Bıdri ve Şego Aşiretlerinin Yaşadığı Muş İline Ait Genel Bilgiler:

Muş, bir Doğu Anadolu ili olup, 8.196 km’lik yüzölçümü ile ülke alanının % 1,1’ini kaplamaktadır. İl doğudan Ağrının Patnos ve Tutak, Bitlis’in Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurum’un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingöl’ün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır’ın Kulp, Siirt’in Sason ve Bitlis’in Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir. (https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)

Muş yüksek ve dağlı bir yörededir. İl alanının yüzde 34,9’nü kaplayan dağlar, Güney Doğu Torosların uzantılarıdır. Genellikle 1500-1700 m rakımlı platolar il alanının yüzde 37,9’nu kaplar. (https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)

Eskiden gür ormanlarla örtülü olan  dağlar, zamanla çıplaklaşmıştır. Muş ilinin başlıca önemli dağları Akdoğan (Hamurpet), Şerafettin, Bilican, Bingöl, Haçreş (Karaçavuş, Çavuş), Otluk ve Yakupağa dağlarıdır. (https://mus.csb.gov.tr/ sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)

Platolar il alanının 37,9’nü oluşturur. İl alanının kuzey ve kuzeybatısında yer alan bu platolar Murat vadisinin tavanı ile bu dağların zirveleri arasında sıralanır. Az dalgalı ve kalın bir toprak tabakası ile örtülüdürler. Bol sulu ve otludurlar. Bu nedenle Muş tarımının en gelişmiş dalı hayvancılıktır. (https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)

 

Muş İlinde Bıdri ve Şegoların Bulunduğu Yerleşim Yerleri:

Muş Merkezde Bıdri ve Şego aşiretlerinin üyeleri bulunmaktadır. Muş Merkez İlçeye bağlı Karaağaçlı (Belarınç) Beldesi, Sungu (Norşen) Beldesi, Tabanlı (Kırtakom) Köyü, Derecik (Havadorik) Köyü,  Soğucak (Mongok) Köyü, Tandoğan (Alizurum) Köyü,  Yarpuzlu (Soğkom) Köyü, Taşoluk (Ağçanan) Köyü ve kısmen Çöğürlü (Arınç) köylerinde,

Muş İline bağlı, Hasköy (Derhas) İlçe merkezinde, Hasköy (Derhas) İlçesine bağlı Düzkışla (Mıgrakom) Beldesi, Dağdibi (Şımlak), Elmabulak (Kolosik), Yerkaya (Cotık-bındek), Eşmepınar (Erışter),  Azıklı (Teğısmer), Karakütük (Zığak) köylerinde,

Yine  Muş ili Korkut İlçesine bağlı Pınarüstü (Bardik), Güven ( Hasik), Yürekli (Erizak) köylerinde aşiret üyeleri yaşamaktadırlar.

 

Muş’un Tarihçesi:

IV. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Muş adının Süryani dilinde suyu bol anlamına gelen "Muşa" veya şehri kuran "Muşet" kelimelerinden geldiğini söylenmektedir. (https://mus.meb.gov.tr/www/tarihi/icerik/13)

Araplar ise şehre "Tarun" adını takmışlardır. Arap (641). Bizans (966) Selçukluk (XI. Yüzyıl). Moğol (1260) Akkoyunlu Karakoyunlu ve Safevi dönemlerinden sonra 1515 yılında Yavuz Selim tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır. Osmanlı döneminde Van Beylerbeyliğine bağlı, 1879 yılında ise Bitlis eyaletine bağlı bir sancak merkezi olmuştur. (https://mus.meb.gov.tr/www/tarihi/icerik/13)

 18 Şubat 1916 - 1 Mayıs 1917 tarihleri arasında Rus işgalinde kalan şehir ile birlikte tarihi eserler Ruslar ve Ermeniler tarafından yakılıp yıkılmıştır.

 23 Nisan 1920 tarihinde ilk Millet Meclisine seçilen Muş milletvekilleri Hacı Ahmet, Hacı İlyas Sami, Osman Kadri, Kasım ve Rıza Beydir. 1923 yılında il,  (1926-1929) arası Bitlis iline bağlı ilçe olmuştur. (https://mus.meb.gov.tr/www/tarihi/icerik/13)

 

 

Bıdri ve Şego Aşiretlerinin Tarihçesi:

 

Tarihsel kaynaklara bakıldığında Abbasi halifesi tarafından Anadolu’nun müslümanlaştırılması için günümüz Sason (Batman) bölgesine gönderildiği öne sürülen bu aşiretlerin, Kral Tavit egemenliğine son vererek bölgedeki Ermenileri egemenlikleri altına almışlardır.  (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi )

 

Osmanlı merkezileşme politikası neticesinde haberdar olunan bu aşiretlerin farklı etnik bir yapıya sahip olmaları onların bölgedeki diğer aşiretler ile ilişkilerinin yönünü tayin etmiştir.

 Bu bakımdan söz konusu aşiretlerin tarihleri, onları bölgedeki diğer aşiretlerden ayıran etno-kültürel ve kolektif kimlik yapıları ve devlet ile kurmuş oldukları ilişkiler bu çalışma kapsamında incelenmiştir. (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi )

Anadolu’ya geldikten sonra Müslümanlar ile önemli oranda iletişimleri kesilen bu aşiretlerin, sadece egemenlikleri altına aldıkları Ermenilerle kültürel bir etkileşime girdikleri görülmektedir.

Alan verileri dikkate alındığında dâhil oldukları Sason isyanlarından sonra göreceli olarak Cumhuriyet ile iyi ilişkiler geliştirdiği görülen bu aşiretlerin, aşiret bünyesinde kabul edilen koruculuk sistemine ek olarak devlet ile ilişkileri parti ve hükümet üstü algıladıkları görülmektedir. (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi )

 Araplık kimliği korunmakta ve gündelik ile resmi ilişkilerde bu kimlik bilinçli olarak ön plana çıkartılmaktadır. Ayrıca görüşmelerde devletin yanında olunduğu vurgusu ön plana çıkması çalışma bulguları açısından önem arz etmektedir. Ayrıca söz konusu aşiretlerde klasik aşiret yönetiminin değişmiş ve aşiret bünyesinde yeni öncü bir grubun öne çıktığı görülmektedir. (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi )

 

           Aynı şekilde Muhammed Emin Zeki Beg (2015, s.358) de çalışmasında Bıdri ve Şego aşiretlerini yine Bozıkan ve Küryan aşiretleri ile yine coğrafik nedenlerden dolayı aynı kategoride ele alır. Ancak bu aşiretler ile ilgili demografik bir bilgiye yer vermezken Küryan ve Bozıkan aşiretlerinin 180’er aileye sahip olduğunu ifade etmektedir. (Kürtler ve Kürdistan Tarihi, Muhammed Emin Zeki Beg.)

 

          Sykes’in  (1908,  s.465)  aktardığı  bilgilere  göre,    Bozıkan  ve  Küryan  aşiretleri  ve  Bozıkan aşiretinin  alt  dalı  olan  Hazali  aşireti  Sason  bölgesinde  Ermeni  Hristiyan  Kral  Tavit  (Sasonlu  Tavit) egemenliği altında yaşıyorlardı. (Sykes, M. (1908). The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486. )

 

Destansı bir özellik kazanan ve bölgede ün salan Sasonlu Kral Tavit üzerine, Bağdat halifesi (Abbasiler) tarafından bölgenin müslümanlaştırılması için gazalar düzenlemiştir.

 

 

Bunlardan biri de Şeyh Nasrettin’in liderlik ettiği gazadır. Şeyh Nasrettin o dönemde Sason bölgesinde ünlenen Kral Tavit’i  öldürerek bölgenin  müslümanlaşmasını  sağladı.  Bu  süreçte  Şeyh  Nasrettin’in  komutasındaki Zekeri, Sarmi ve  Musi  adlı kişiler kendi kabilelerini  oluşturacak  kişileri de getirerek günümüz  Sason  ve Kozluk’u  içine  alan  bölgeye  yerleşmişlerdir.

 

 

 

         Bundan  kaynaklı  olarak  bölgede  Zekeri,  Sarmi  ve  Musi aşiretleri oluşurken süreç içerisinde onların bünyesinde Şego ve Bıdri aşiretleri meydana gelmiştir. (Sykes, M. (1908). The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486. )

 

        Bu  aşiretler  ile  ilgili en  detaylı bilgiye  Sykes’ın  (1908,  s.464-465) Osmanlı’daki  Kürt aşiretleri üzerine yazdığı  makalesinde  rastlanmaktadır.

 

        Sykes,  söz konusu  çalışmasında Şego  ve  Bıdri  aşiretlerini Zekeri,  Musi,  Sarmi,  Celali,  Hazali,  Bozıkan,  Küryan  aşiretleri  ile  coğrafik  nedenlerden  dolayı  aynı kategoride ele alarak açıklamaya çalışır. 

 

       Ancak  bu aşiretlerin nüfus yapısı ile ilgili Sarmi  aşiretinin  400, Celali aşiretinin 100, Hazali aşiretinin 50, Bozıkan ve Küryan aşiretlerinin ise 180’er aileye sahip olduklarını aktarırken Şego (Malaşego) ve Bıdri aşiretlerinin nüfus yapısı veya aile sayısı hakkında bilgi vermez.

 

       Gerek Sykes’in  çalışmasında  gerekse  de  Siirt  mutasarrıfı  Safi  Paşa  (1890)  raporunda  bu  aşiretlerin  ellerinde Abbasîlerden  olduklarını/geldiklerini  gösteren  bir belgeden  bahsetmeleri  bu  iddiayı  güçlendirmektedir. (Reşkotan Islahatı Raporu, Siirt  Mutasarrıfı  Safi  Paşa  (1890)) 

 

       Aktarılan bilgilerin sözlü tarihe dayanmasına rağmen Şego  ve  Bıdri  aşiretlerinin ve onların birbirileri ile olan etkileşimini aktarması, geldikleri coğrafyaya işaret etmesi açısından önemlidir.

 

       Bu aşiretlerin Muş ve Sason arasındaki  bölgede  meskûn  oldukları  aktarılırken, günümüzde  ise  Muş,  Bitlis ve  Batman  kent  ve kırsal alanlarında yoğunlaştığını söylemek mümkündür.

 

      Ancak bu veriler M. Emin Zeki Beg’in aktardığı bilgiler ile birleştirildiğinde alanın Diyarbakır sınırlarına kadar uzadığını da söyleyebiliriz.

 

       Bu aşiretlerin Anadolu’ya  geliş  tarihleri  hakkında Sykes’in  aktardıkları, Safi  Paşa’nın raporundaki  veriler ile  birlikte dikkate alındığında, Abbasîlerden oldukları ve Abbasî halifesinin emri ile bölgenin müslümanlaştırılması için gönderildikleri iddiası güçlük kazanmaktadır. Nitekim bu aşiretlerin bölgedeki tarihlerinin tayini için bazı  noktaların  birlikte  düşünülmesi  gerekmektedir. (Sykes, M. (1908). The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486. )

 

      Sykes’in  çalışmasında  Bağdat  halifesi  tarafından gönderildiklerinin  ifade  edilmesi ve  bu  aşiretlerin Sasonlu  Kral  Tavit ile çarpıştıkları  bilgisi de dikkate alındığında  zaman  aralığı daha  belirgin  bir görüntü  kazanmaktadır.

 

      Zira  Emevi  Devleti’nin  750  yılında askeri bir ayaklanma sonucu yıkılmasının ardından hilafet makamı Abbasîlere geçerken, devletin başkenti de  762  yılında  Bağdat’a  taşıdı.  Başkentin Bağdat’a  taşınması bölgede  önemli gelişmelerin  ve İslam’ın yayılması için de yeni gelişmeleri  doğurmuştur. 

 

       Diğer bir  veri  ise bu  aşiretlerin bölgedeki  Ermeniler  ile  beraber ortak  bir geçmişe sahip olmalarıdır. Fıllah ya da fellah olarak adlandırılan bu  Ermenilerin ücret karşılığı tarımsal faaliyetlerde çalıştırıldığı Şego  ve  Bıdri aşiret üyelerince sözlü  tarih  yolu ile ve Safi  Paşa’nın raporunda aktarılmaktadır.

 

        Ancak elimizdeki parçalı veriler ile net bir tarih aralığı ortaya koymak mümkün değildir. Nitekim sözü  geçen tarihi  rapor ve kaynaklar  daha  çok  sözlü tarihten  beslenmişlerdir. Bununla beraber Bağdat halifesi tarafından gönderilen Şeyh Nasrettin’in Kral Tavit’i öldürdüğü ifadesi, Kral Tavit’ten kalan mirası veya onun kurmuş olduğu egemenliği şeklinde anlaşılmaya müsaittir. (Garibyan, A.(2017).Ontolojik sorunlar Ermeni Sason”(Sasna Dzrer).Bilgelik 1 (8) , 101-10)

 

Bunlara  rağmen  elimizdeki  parçalı bilgileri birleştirilerek bir sonuç çıkarmak gerekirse, Kral Tavit’in destanının 8-10. yüzyıla dayanan geçmişi  (Gharibyan, 2017, s.102)  ve  Abbasî Devleti  başkentinin Bağdat’ta  olması,  halifenin oradan  Anadolu’ya akınlar  düzenlemesi  Şego  ve  Bıdri  aşiretlerinin  ataları  olan  Musi,  Zekeri  ve  Sarmi  gibi  büyük  aşiret topluluklarının  Abbasî  Devleti’nin  güçlü  olduğu  ve  sefer  düzenleyebileceği  süreler  olan  8-10  yüzyıl aralığına  denk  gelen  bir  sürede  Sason  bölgesine,  bölgeyi  müslümanlaştırmak  için  geldikleri  sonucuna

varmak mümkündür.  (Garibyan, A.(2017).Ontolojik sorunlar Ermeni Sason”(Sasna Dzrer).Bilgelik 1 (8) , 101-10)

 

Tarihsel çalışmaları gerekli ve zorunlu kılan söz konusu bu aşiretlerin geliş tarihleri ve  güzergâhları  aslında  Ermeni,  Türk,  Arap  ve  Kürt  etnik  yapılarının  etkileşimi  açısından  da  önemli bilgilerin  açığa  çıkmasını  sağlayacaktır. 

 

Destansı  bir  özellik  kazanan  Kral  Tavit’in  egemenliğinin Bağdat’tan  gelen  Müslüman  birlikler  tarafından  sona  erdirilmesi  hem  bölgesel  hem  de  Anadolu’nun müslümanlaşması  ile  beraber  Ermeni tarihi  açısından  da  önemli  verilerin  saklı olduğu  bir sürece  işaret etmektedir.

 

           Yukarıdaki bilgiler söz konusu aşiretlerin Anadolu’ya gelişlerine odaklanırken onların günümüz Sason-Kozluk bölgesinden Türkiye’nin doğu ve  batı  İllerine doğru nasıl yayıldıkları da ayrı bir akademik çalışma konusudur.

 

 

Kısaca değinmek gerekirse, bu aşiretlerin Bağdat’tan geldikten sonra Sason bölgesine yerleştikleri  ve  1850  yıllarında Mutki-Hasköy  ve  Güroymak  taraflarına  doğru yayıldıkları  Sason  isyanı sırasında ise Türkiye’nin batı  İllerine doğru zorunlu iskâna  tabi  tutuldukları anlaşılmaktadır.

 

Bu noktada Sason  bölgesindeki  Şego  ve  Bıdri  aşiret  üyelerinin  isyan  sonrası  batı İllerine  gönderildikleri raporlarla sabittir. (Kardaş, A. (2016) Cumhuriyet döneminde Sason isyanları ve alınan tedbirler, Academic Social Science Studies 43. 49-70.)

 

           Ancak doğu tarafına doğru yayılışın kademeli olarak gerçekleştiği anlaşılmaktadır. 1892 yılı Bitlis Salnamesinde  Şego  ve  Bıdri  aşiretlerinin  Huyut  nahiyesi  sınırlarında  meskûn  oldukları  ve  bu  durumun Sykes’in (1908) çalışması ile teyit edilmesi bu aşiretlerin, sözlü tarihe başvurulduğunda onların 1850’lerde Sason’dan doğu tarafına doğru yayıldıkları iddiasını güçlendirmektedir. (Bitlis Salnamesi (H. 1310, M. 1892).http://İsamveri. Org/ Salname/)

 

           Bu iddiayı doğrulayan diğer bir veri ise görüşme yapılan aşiret üyelerinin  şecerelerine  bakıldığında kuşakların 19. yüzyılda Sason bölgesinde birleşmeleridir.  Bununla  beraber  sözlü  tarihe  başvurulduğunda  bu  aşiretlerin  özellikle  Ermeni  tehciri sırasında Mutki ve Hasköy bölgelerinde boşaltılan köylere yerleştikleri de aktarılmaktadır.

 

 

 

Sason İsyanı ve Sonrası Zorunlu İskan :

          

           Şego ve Bıdri aşiretleri Sason isyanı ile beraber Eskişehir, Manisa, Bursa, Kırklareli, Kocaeli, Zonguldak, Bolu, Bilecik ve Aydın  gibi  Türkiye’nin birçok ilinde iskân edilmişlerdir. Sason isyanından sonra yasak bölge  olarak  ilan  edilen bu  bölgenin, 1  Temmuz  1950  yılında  yasak  bölge kapsamından  çıkarılması  ve tekrardan  yerleşime  açılmasına  rağmen  zorunlu  iskâna  tabi  tutulanların  büyük  bir  kısmı  artık  geri dönmemiştir.  (Kardaş, A. (2016).Cumhuriyet Döneminde Sason İsyanları  ve Tedbirler .  ​Günlük ile ilgiliAkademik Sosyal Fen Bilimleri Çalışmaları, 43 , 49 -70.)

 Bu  nedenledir  ki,  günümüzde  Şego ve  Bıdri aşiretlerine  mensup kişiler Türkiye’nin birçok  ilinde bulunabilmektedir. Aşiret üyelerinin de sosyal medya üzerinden iletişim kurarak  ciddi  anlamda  bir  diaspora  çalışması  yürütmekle  beraber  kendi  kültürel  değerlerini  korumaya yönelik girişimlerde bulundukları görülmektedir.

 

       Aşiretin Alt Kolları : (Şigo Sykes, Mark (1908). "The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire". The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland. Cilt 38. ss. 451-486.)

 

.      1. Zekeri

      2. Musi

      3. Sarmi

      4. Celali

      5. Hazali

 

       Aşiret Alt Kolları (Mal/Sülale ) :

 

       Günümüz sosyal hayatında aşireti temsil eden bir tek bireye (ağa) karşılık aşiret  altında  bölünen en küçük  örgütlenme  olarak “mal/sülale” gruplarında  yeni  liderlerin ortaya çıktığını da görmek mümkündür.

 

      Görüşme esnasında “Aşiret içinde veya dışında sizi ilgilendiren bir durum olduğunda kim aracı veya öncü rol oynar?” sorusuna karşılık “Bizde artık eski ağalık sistemi yok, ama bunun  yerine daha  çok her  sülalede ön  plana çıkan  kişiler gruba öncülük etmektedir.”  (Sami, 43 )  yönündeki  cevap  tarihsel  olarak  kültürün  ve  grup  bütünlüğünün  sağlanmasında  önemli fonksiyonları olan aşiret ağalığının yerine yeni bir ‘öncü kişilikler grubu’nun ortaya çıktığına işaret eder.

 

      Ancak bu kişiliklerin modern ekonomik ve sosyo-politik düzlemden bağımsız olmadığı da anlaşılır. Nitekim “Gruba  öncülük  eden  kişiliklerin  özellikleri  nelerdir?”    diye  sorulduğunda,  alınan  cevapların  ortak özelliğinin “zengin olması, girişken olması, kendi sözünü dinletebilmesi ve sosyal ilişkisinin geniş olması” ( Sıddık 65) olarak  sıralanması  liderin  kırsal  ve  kentsel  alanda  gücünü  muhafaza  etmeye  yönelik  imkânlara  sahip olmasının  gerekliliğini  ortaya  konulmaktadır.

 

 

 Bu  noktada,  zengin  olmanın,  kişinin  maddi  imkânları  ile ölçüldüğü anlaşılırken, bu kişilerin ticari alanda da aktif oldukları vurgusu yapılmaktadır. Zira kırsal alanda tanınırlığın önemli araçlarından birinin ticaret olduğu açıktır. Çünkü kırsal kesimde  ticaret  öncü  kişilerin hem komşu köylerle hem de kent merkezi ve bazı durumlarda devlet kanalları ile iletişimi mümkün kılan önemli bir araçtır. (Mümtaz 50)

 

Kişinin girişkenliğinin bu şekilde anlaşılmasına ek olarak, onun kamu kurumları ile yerel halk  arasındaki  irtibatı  sağlama  noktasına  da  gönderme  yaptığını  yapılan  görüşmelerden  anlamak mümkündür. “Bir lider için girişken olmak ne anlama gelir” sorusuna karşılık, gerek Bıdri  gerekse de Şego aşiretine mensup kişilerin, aşiret üyelerinin devlet dairelerinde yaşanan problemlerini çözme, aracı olma ve etraf köyler (Arap ve Kürt) ile ilişkiler geliştirerek tanınan kişiler oldukları vurgusu devlet kanallarını da hem grup hem de kendi lehine kırsal alana taşımaya vurgu yaptıkları görülmektedir. (Ersin 45)

 

Benzer şekilde yine her iki aşiret üyelerinin ortak tarihsel hafızaya karşılık gelecek bir şekilde, bu öncü kişilerin sadece yerel anlamda değil Sason, Kozluk, Güroymak, Mutki ve Hasköy’deki Arap (Şego ve Bıdri) aşiretleri arasında tanındığını vurgulamalarıdır. 

 

Yukarıda geleneksel  ağalığın  kısmi fonksiyonlarını  paylaşan kişilerin özelliklerinin  Şego ve  Bıdri aşiretlerinde ortak olmakla beraber Bıdri  aşiretinden  mülakat yapılan bir kişinin kendilerinin bu yönüyle Şego aşiretinden farklılaştığını vurgulaması dikkat çekicidir. Bu aşiret üyesine göre “Bizim (Bıdri) aşiretin davalarını çözen aşiret içindeki toplumsal olaylara müdahale eden, yeri geldiğinde Şego aşiretinin de destek aldığı ve “Herhaz” (hayır isteyen) denilen bir grubumuz var.”  (Cevdet, 56 ) 

 

 Ancak mülakat seyrinde bu grupta aşiret içindeki her kabileden (daha alt düzlemde ise her sülaleden) kişilerin olduğu ya da toplum içerisindeki  saygınlığıyla  ön  plana  çıkan  ile  bölgede  aşiretten  olmayan  bir  şeyhin  de  dahil  edildiği anlaşılmaktadır.

 

Dolaysıyla Herhaz olarak tabir edilen grubun tek bir sülale veya gruba dayanmadığı daha çok kırsal alanda aşiretin kendi sorunlarını barışçıl bir yolla çözüme kavuşturmak için inşa ettiği bir strateji olduğu  anlaşılmaktadır. 

 

Bruinessen  (2013, s.112)  bölgedeki  aşiret  içi  çatışmaların  ve  anlaşmazlıkların çözümü noktasında aşiret üyesi yaşlılardan oluşan ve ru spi olarak tabir edilen grubun öncü bir rol oynadığını aktarır.

 

Bu  durum söz konusu Arap aşiretlerindeki grup ile benzer fonksiyonlara sahiptir. Ancak bununla beraber bu grup içinde aşirete mensup olmayan bölgeden bir şeyhin bulunması yeni ve önemli bir olgudur.

 

Genellikle yaşanılan problemlerde Herhaz grubuna dâhil edilen şeyhin de çağrıldığının  vurgulanması bu aşiretlerde dini önder kültürünün olmamasına rağmen dinin fonksiyonunun kabul edildiğini gösterir. (Ercan 45)

 

Siirt bölgesinden çağrıldığı ifade edilen bu şeyhin bölgede tanınan ve gerek kültürel gerekse de tarihsel olarak Bıdri aşireti ile yakın temaslar geliştirmesi onun bu aşiret içerisindeki tanınırlığını ve prestijini ciddi oranda etkilemektedir.

 

Şeyhin aşiretten olmamasına rağmen “Aşiret Barış Komisyonu”nun içinde bulunması Bıdri aşiretinin  sosyolojik  olarak  din  adamlarına  olan  itaat  ve  güvenlerinin  bir  göstergesidir.

 

 Buna  karşılık özellikle  Şego aşiretinin Mutki İlçesi Kavakbaşı beldesinde bulunan Şeyh Molla Zübeyir ailesi ile daha fazla irtibat halinde olduğu görülmektedir. 

 

Bu yönüyle söz konusu öncü grup, yerel dinamiklerden etkilendiği kadar kültürel izleri de taşıdığı görülmektedir. Grup üyelerinin ortaya çıkması  aşireti temsil eden  ağanın yokluğuna ve  bu  alanda ortaya  çıkan  yerel yönetim boşluğuna  işaret  etmektedir.

 

 Bu  bakımdan  bir  taraftan  aşiretin  geleneksel  yapılarının  çözümü  resmi kurumlar ile  entegrasyonu  gerçekleştirirken kültüre  içkin aşiret yapısının daha  alt  segmentlere ayrılması aşiret  yönetimine  yeni  bir  form  kazandırmaktadır.

 

 Bu  durum kırsal  alandaki  aşiret  örgütlenmesinin  üst yönetim ölçeğinde çözüldüğünü göstermekle beraber, kültürel olarak aidiyetlerin devam ettiğini ve devlet kanallarını  aşiret  içi  sorunlara/konulara  dâhil  etme  bilincinin  yeterli  düzeyde  gerçekleşmediğini göstermektedir.

 

Ancak ifade etmek gerekir ki, sorunların devlet kanallarına (asker, polis, hukuk) intikali bu kanallara karşı bir  güvensizlikten  ziyade aşiret içi sorunların  çözümünün geleneksel bir  tutumla dışarıya aktarılmaması gerektiği algısının güçlü olduğunu  yapılan  gözlemler ışığında ve görüşmecilerin tutumları bağlamında değerlendirmek mümkündür.

 

 

Bıdri ve Şegolarda Kullanılan Fıllah Kavramı;

 

            Fıllah  ya da fellah, kavramı halen söz konusu aşiretler üyeleri arasında kullanılmaktadır. Ancak bu kullanım ile daha   çok gayrimüslim olma (Ermeni)  durumuna atıfta bulunulmaktadır. 

 

 

           Aşiretin Konuştuğu Arapça Lehçesi :

 

          Aşiretin konuştuğu Arapça lehçesi,  Türkiye'de  ŞanlıurfaMardin ve Hatay'da ve Arap dünyasında konuşulan lehçelerden önemli ölçüde farklı ve anlaşılmazdır. ( Aşkın, Deniz April 2021. "The Communication Tools of Turkey's Arab Tribes with Other Ethnic Groups: Marriage, Religion and Music". Journal of Sociological Research.)

 

 

         Çalışmanın Yapılış Şekli (Metodu) ;

    

         Çalışmanın bulguları 1993-2025 yılları arasında yapılan  saha çalışmaları  sırasında aşiret üyeleri ile yapılan derinlemesine görüşmelere ve yapılan gözlemlere dayanmaktadır.

 

         Bu minvalde  çalışmaya  ilk olarak yerli halk arasında Merkeze ve   Hasköy (Derhas) ilçe sınırlarında bulunan Şego ve Bıdri ya da Arap köyleri olarak tarif edilen köylere gidilerek yaşlı kesimlerden sözlü tarih yolu ile bilgiler toplanmıştır.

 

      Bununla beraber gidilen aşiret köylerinde halkın güvendiği ve görüşme yapılmasını tavsiye ettiği kişiler de çalışmaya dâhil edilmeye gayret edilmiştir. Örnekleme grubuna  üniversite öğrencileri  ve  memurlar da  dâhil edilerek örneklem  çeşitliliği  sağlanmaya çalışılmıştır.

 

       Daha sonra  genel  olarak Şego  ve  Bıdri aşiret  üyelerinden Türkçe  bilen ve  görüşmeyi kabul  eden  25 kişi ile derinlemesine  görüşmeler  gerçekleştirilmiştir.  Yaklaşık  olarak  1  ile  3  saat  arası  süren  görüşmelerde kendisini  aşiret  üyesi  olarak  kabul  eden  kişilere  aşiret  örgütlenmesi,  aşiretin  güncel  durumu,  üyelerin birbirleri  ile  olan  iletişimi,  bölgedeki  diğer aşiretler  ile  olan  ilişkileri  ve  bölgede  aşiretin  güvenlik problemleri ile ilgili sorular yöneltilmiştir.

 

      Saha çalışması sırasında görüşme yapmayı kabul eden 25 kişi olmasına rağmen bu kişiler bazı kıstaslar göz önünde bulundurularak seçilmiştir. Çoğunlukla aşiretin önde gelenlerinden oluşan örnekleme grubundaki kişilerin tarihsel hafızaya ve aşiret bilincine de sahip olmasına önem  verilmiştir. 

 

       Görüşmeciler  arasında  yerel  siyasette  aktif  rol  alan  iki  kişi,  politik  tutumlarının detaylandırılması amacıyla, özellikle örnekleme dâhil edilmiştir.

 

        Bununla beraber gidilen aşiret köylerinde halkın güvendiği ve görüşme yapılmasını tavsiye ettiği kişiler de çalışmaya dâhil edilmeye gayret edilmiştir. Örnekleme grubuna  üniversite öğrencileri  ve  memurlar da  dâhil edilerek örnekleme  çeşitliliği  sağlanmaya çalışılmıştır.

 

        Bu  bağlamda örnekleme  grubunun 25 kişi  ile sınırlı  olması, çalışmayı  mikro ve  yerel alanla sınırlamakla beraber, söz konusu aşiretler hakkında genel fikirler edinilmesi açısından önem arz etmektedir.

 

 

 

Çalışma Yapılırken Karşılaşılan Zorluklar;

 

Bıdri ve Şego aşiretleri tarafından kullanılan  Arapça’nın  modern  Arapça’dan  neredeyse  tamamen  farklı  olması,  kurulan  ilişkilerin  bazı noktalarda aşiret içi ile sınırlı olması, gündelik ilişkilerin seçici ve kültürel olması etnografik (Dünyayı toplumsal ilişkileri açısından tanımanın merkezinde yer alan bir araştırma yöntemidir.) bir çalışmayı gerekli kılmıştır.

 

Bu çalışma özelinde düşünüldüğünde Bıdri ve Şego aşiretlerinin mekânsal olarak komşu aşiretlerden kısmen de olsa yalıtılmış ve farklı bir etnik yapıya mensup olmaları, kurulan ilişkilerin sınırlı ve seçici olması bu durumu onların gözünden ve anlam dünyaları üzerinden  anlaşılmasını  gerekli  kılmaktadır.

 

Toplumsal  ve  tarihsel  süreç  içinde  inşa  edilmiş  ve deneyimlenmiş gerçeklikler, nesnelerin, dilin ve diğer kültürel kalıpların anlamsız olmasını önleyici bir rol oynamaktadır.

 

Çalışma  genel  itibari  ile  aşiret  örgütlenmesine  yaslanmasına  rağmen  iki  yönü  ile  literatürdeki çalışmalardan ayrılmaktadır. Birinci neden olarak, Bıdri ve Şego aşiretlerinin tarihlerine yönelik akademik bir çalışmanın olmaması dolayısıyla çalışmanın bu eksiği  kapatma  girişimi onu salt bir aşiret incelemesi olmaktan öteye taşımaktadır.

 

Bununla beraber, Türkiye’de aşiret literatürünün genişliğine rağmen doğrudan Arap aşiretleri üzerine yapılan çalışmaların kısıtlı olması, çalışmanın tarihsel kaynaklara yönelerek tarihsel sosyolojinin imkânlarından faydalanması onu özgün kılan diğer bir nedendir.

 

Bu minvalde  çalışmaya  ilk olarak yerli halk arasında Merkeze ve   Hasköy (Derhas) ilçe sınırlarında bulunan Şego ve Bıdri ya da Arap köyleri olarak tarif edilen köylere gidilerek yaşlı kesimlerden sözlü tarih yolu ile bilgiler toplanmıştır.

 

 

Ayrıca çalışma kapsamında  araştırmacı (Sabahattin ŞENGÜL)  tarafından yerel  Arapçanın  bilinmemesi çalışmanın  bir  sınırlılığı olarak kabul edilmektedir. 

 

Bununla beraber Sason isyanları neticesinde Türkiye’nin farklı illerinde iskân edilen  aşiret  üyelerine  ulaşılamaması çalışmanın  diğer bir  sınırlılığı  olmakla  beraber  çalışma  verilerini mikro ölçekte değerlendirmeyi gerektirmektedir.

 

 

Araştırma  esnasında  Bıdri ve Şego aşiret  isimlerinin  farklı  şekillerde  telaffuzu  ve yazıya  aktarımı  hem konunun netleşmesini zorlaştırdı hem de söz konusu  aşiretler ile ilgili gerekli bilgilerin toplama sürecini  uzattı.

 

Özellikle Şego aşireti için,  Malashigo (Sykes, 1908, s.465), Şago (Yarman, 2015, s.440),

 

Malaşeko (Zeki Beg, 2015, s.358), Şigo (Çelik, 2016, s.60), Malaşiko (Bitlis Salnamesi, 1892, s. 180; Safi Paşa, 1890)

 

Şego  (Çelik,  2016,  s.145),  Şığo  (İlyas,  2016,  s.37),  Şiğo  (Aşiretler  Raporu,  2014, s.90)  gibi  isimler kullanılırken,

 

Bıdri aşiretinin, Bedri (Bitlis Salnamesi, 1892, Safi Paşa, 1890), Bederi (Sykes, 1908, s. 465), 

 

Bıdri (Aşiretler Raporu, 2014, s.85; Zeki Beg, 2015, s.358) gibi isimler ile kayda geçirildiğini görüyoruz.

 

         Ancak bu çalışmada aşiretler için, olası kavramsal karmaşayı önlemek için aşiret üyelerince kullanılan ve yerel halk tarafından kabul gören Bıdri ve Şego isimleri kullanılmıştır.

 

 

 

Aşiret Kimliğinin Önemİ;

 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki sosyal hayatın  bir  gerçeği  olarak  aşiret kimliği, sadece Kürtler nezdinde  değil  ama  onlarla  etkileşime  giren  diğer etnik  gruplar  için  de  geçerli  olduğunu  ifade  etmek mümkündür. Zira bu durum etki-tepki ilişkisinin bir sonucu olarak da okunabilir.

 

Bölgede aşiret ölçeğinde meydana gelen çatışmalar, özellikle kırsal alanda her bir bireyin bir aşiret bünyesinde kendisini tanımlaması ve bu şekilde diğer tehlikelerden emin ve güçlü olma durumunu bir bakıma zorunlu kılmaktadır.

 

Bölgedeki aşiret yapılanmaları kent ve kırsal alandaki bireyleri kendi aşireti ile bir ilişki geliştirmesini gerekli kılarken, aşiret üyesinin kendisini güçlü ve zayıf olarak konumlandırmasına göre de ilişkiler anlam kazanmaktadır. 

 

 Diğer  bir  ifade  ile yerel  tehlikeler  ile  karşılaşıldığında başvurabilecek kolektif  bir kimliğin olmaması, kişinin tehlikeye  cevap  verebilme durumunu belirler. Bu tür  durumlarda  aşiret üyesi birey, kendi bireyselliğini tam anlamı ile kazanmış değildir ( Bozyiğit, A. (2019). Aşiret geleneğinde sosyokültürel değerler, demokratikleşme ve bireysellik.)

 

Bununla beraber bireyin yine  bölgenin  sosyo-kültürel  yapısında  sözlü  düzeyde  bir  karşılığı  olan  “aşiret”e  karşı  “aşiretsiz”lik hissinden sıyrılması ve bu noktada kendi konumunu güçlü kılmak için bireyselleşme düşüncesi de anlamını yitirir. 

 

Gökalp’in (2013,  s.42)  aşirete üyeliği  ifade eden  aşir kelimesinin  şövalye’ye  karşılık  geldiğini aktarması bir anlamıyla kahramanlık ve yiğitlik özelliklerini de barındırdığını ve aşiret üyesi olmanın hayati bir önem kazandığını  göstermektedir. ( Ziya Gökalp ve Türk Modernleşmesinde Yol Ayrımı* Ziya Gökalp and the Crossroads of Turkish Modernization )

 

Dolayısıyla  aşiret  sahibi olma aşiret  üyeleri için bir asalete işaret eder. 

 

Bölgede geleneksel aşiret mantığının ve ideolojisinin son zamanlarda halkın modernleşme parametreleri ile etkileşime girmesiyle  beraber  çözülme  sürecine  girdiği  tartışmasız  bir  gerçek  olarak karışımıza  çıkmaktadır.  Ancak  bunu  aşiret  içi  gruplar  için  iddia  etmek  doğru  olmayacaktır. 

 

 

Aşiretin parçalanması mikro  ölçekte sülale temelli  yeni lider  kişilerin sosyal  meselelerde  öne çıkmalarına  imkân vermiştir. Bununla birlikte bu aşiretlerin meskun olduğu bölgede azınlıkta kalmalarından kaynaklı olarak savunma mekanizmasının neden olduğu birtakım gelişmelerden de bahsetmek gerekir.

 

Hâkim kültürün Kürt kültürü  etrafında  şekillendiği  Doğu  ve  Güneydoğu  Anadolu  bölgelerinde  özellikle  Muş’taki  Arap aşiretlerinin azınlık olmanın vermiş olduğu duygu onları önemli konularda  beraberliğe  ve  ortak bir  karar vermeye  zorlamaktadır. 

 

Özelikle  büyük  toplumsal,  bölgesel  meselelerde aşiretin bölgedeki diğer gruplara karşı beraber hareket etme durumlarının çok daha pekiştiğini ifade etmek mümkündür.

 

  Bu  noktada  genel  iki  nedenden  bahsetmek  doğru  olacaktır.  Bunlardan  birincisi,  Arap aşiretlerinin bölgedeki güvenlik problemleridir. Yaygın kanının aksine (Bruinessen, 2019, s.9) bölgedeki çatışmaların  aşiret  kimliğinin  ve  aşiret  yapısının  devam  etmesinde  çok  etkili  olduğu  görülmektedir. (Aşkın D. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity: History, Tribe and State Relations in the Case of The Şego and Bıdri Tribes )

 

 

 

Aşiretlerin beraber hareket etme ve  dışarıya karşı topyekün durması onların, kendilerini  temsil  eden kişi etrafında bütünleşmelerini gerekli kılmıştır. Tehlikeye karşı aşiretçe karşı durmak yine aşiret örgütlenme mantığının devam etmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Nitekim görüşme yapılan aşiret üyelerine  aşiretçiliğin  ne zaman  daha güçlü  olarak öne  çıktığı sorusu  sorulduğunda  çok  büyük  oranda “dışarıdan  gelen  tehlikeler  varsa”  ifadesini  kullanmaları  onların  kendi  içlerinde  aşiret  yapısında  bir çözülmeye gidilmesine rağmen, dışarıya karşı beraber hareket etmelerine neden olduğunu gösterir. 

 

Aynı şekilde onların yine bu yapı etrafında birleşmelerine ve güçlü oldukları, güvende kaldıkları süre boyunca da dışarıya karşı aşiret algısının sürdürüldüğünün ifade edilmesi aşiretin devam etmesinde yine etkili olan diğer bir  nedendir. 

 

Güroymakta (Bitlis İline bağlı ilçe)  bulunan  Şego  aşiret  mensuplarından  biri  ile  yapılan  görüşmede  kişinin  “bizim bölgedeki diğer Kürt köyleri ile bir irtibatımız yok, ama onlarla bir problemimiz olduğunda diğer köylerdeki Şego aşiret üyelerini haberdar ederiz”  yönündeki ifadesi onların  dışlama ve dışlanma durumlarını göstermektedir.

 

 Ancak neden komşu köylerle iletişim yok denildiğinde aynı kişinin “Biz Arabız ve devletimizin yanındayız” ifadesini kullanması bir konumlanış, güvenlik ve etiket ilişkisini beraberinde getirmektedir. 

 

Özellikle  koruculuk sisteminin,  halen  aşiret  üyelerinin  kendilerini  konumlanış  mantığını canlı tuttuğunu söylemek gerekir. Nitekim bir aşiret üyesi ile yapılan görüşmede “Biz Arabız zaten, bizim köyümüz  korucu  köyüdür”  (Hacı Ali,  55  yaşında)  yönünde  bir  ifadeye  başvurması  onların  yine kendilik/farklılık  algılarını aşiret  düzeyinde  koruduklarına  işaret etmektedir. 

 

Koruculuk  olgusuna  bağlı olarak şehit  yakınlarına  getirilen memuriyet  hakkının  onların bu  algılarını  pekiştirdiğini  de ifade  etmek gerekir.

 

 Nitekim  devlet  kolluk  kuvvetlerinin  yanında  savaşılması  onların  hem  aşiret  olarak konumlandırmalarına hem  de  devlet ile bir  ilişkiye girdiklerini göstermektedir.  

 

Bu nedenle  aşiret  kendi içinde ideolojik bir boyutu ve muhtemelen daha küçük bir örgütlenme olduğu için, yerelde ulus ya da ümmet gibi geniş kategorilerinden daha fazla önem kazanır (Bruinessen, 2019, s.9). 

 

 

Bölgedeki aşiret yapısının sürmesindeki diğer önemli  bir  neden  ise dilin asgari düzeye indirgediği ekonomik ve sosyal ilişkilerdir. Birinci nedende ifade edildiği üzere, yerel, bölgesel ve etnik tehditlere karşı aşiretlerin kendilerini devlet ile irtibat kurmak zorunda hissetmeleri diğer ilişkilere de yansımıştır.

 

2000’li yıllara  kadar,  özellikle  kent  merkezlerinden  uzak  bölgelerde  ekonomik  ilişkiler  yerel  anlamda sürdürülmekteydi. Komşu diğer Kürt aşiretleri/köyleri ile aracı konumundaki bazı tüccarlar ticareti sağlasa da  bunun  sınırlı  ekonomik  ve  evlilik  ile  oluşan  bazı  münferit  ilişkilerden  öteye  geçmediği  yapılan görüşmelerden  anlaşılmaktadır.

 

 Nitekim  bir  Şego  aşiret  üyesinin  “bizden  bazı  kişiler  gidip  gerekli malzemeleri onlardan alıp köye getirirdi, bu nedenle herkesin komşu köylerle irtibatı yoktu”  beyanı  kendi  içerisinde  önemli  sosyolojik  verileri  barındırmaktadır. 

 

Burada  aşiret  yapısı  ve  farklılık algısının kişiyi ayrı tutma ilişkisini doğurduğu görülmektedir. Ancak bu yerel verinin ötesinde çok net bir şekilde ifade etmek gerekir ki, özellikle koruculuk sistemi, gazi, şehit yakınlarına memuriyet imkânları ile diğer engelli ile yaşlılık maaşları aşiret yapısını ve aşiretin kendi içerisindeki bütünlük algısını azaltsa da dışarıya  karşı  “bizler devletçiyiz  ve  devletimizin  yanındayız”  ifadesi  bir konumun/tarafın  belirlendiğini göstermektedir. (Burhan 45)

 

Hem Şego hem de Bıdri aşiret üyelerinin yereldeki bu konumlarını kent merkezine taşıdığı ve  eski  geleneksel  parametrelerinden  kısmen  de  olsa  farklı  mecralarda  yürüttükleri  dikkat  çekicidir.

 

Özellikle aynı parti bünyesinde hareket etme, memuriyet üzerinden gelişen ilişkiler, aynı dini-cemaat grubu içinde  bulunma  ve  ticari  ilişkiler/ortaklıklar daha  önceki geleneksel  ilişkilerin yerine  daha rasyonel ve amaca yönelik kararların aldığını da göstermektedir.

 

 

Bıdri ve Şegolarda Aşiret Bağlarına Duyulan Gereksinimin Nedenleri :

 

Devlet,   aşiret  ve  daha  mikro  yönüyle  akrabalık  ilişkileri  bireylerin  kimlik  duygusunu  perçinleyen  ve geleneksel  aidiyetlerin  varlığını  koruyan  bir  ilişki  ağı  olmakla  beraber,  bireyi  yalnızlık  duygusundan kurtaran, bulunduğu sosyal düzlemde güçlü kılan, üyenin yeri geldiğinde başvurabileceği ve devamlılık arz eden bir ilişkiler bütünüdür.

 

Bu ilişki bireyin sahip olduğu aşiret üye sayısı ile paralel olarak büyümekte ve bir güç göstergesi  olarak müşahhas bir  görüntü kazanmaktadır. Aşiretin   üyeleri arasında kurmuş  olduğu sosyal  ve  aidiyet  ilişkileri  bireyüstü  bir  görüntü  arz  ederek  kişilerin  taşıdığı  sorumluluğu  da  kapsamaktadır.

 

Aşiret içinde öne çıkan kişi veya kişilerin ya da süreç içerisinde öne çıkan kişilere yönelik birtakım olumlayıcı atıfların yapılması üyeler içinde hiyerarşik bir düzenin dolayısıyla sürdürülebilirliğin temeli inşa edilmektedir  (Yalçın-Heckmann, 2012, s.43-45 https:// dergipark .org.tr/en/download/article-file/808589)

 

 Aşiret üyelerinde de kollektif bir kimlik bu şekilde  devam  etmektedir.  Nitekim  görüşme  yapılan  Şego  ve  Bıdri  aşiret  üyeleri  kendilerinden bahsettiklerinde, özellikle yaşça daha büyük olanların, “biz Bıdriler”,  “biz Şegolar” gibi aşiret adı üzerinden kendilerini tanımlamaya özen  göstermeleri dikkat çekicidir. (Sıddık 65)

 

Bu durum aşirete üye olma aşiret  ile kendini tanımlama,  kendi  kimliğini  aşiret  üzerinden  inşa  etme  durumunun  halen önemli  olduğunu  gösterir. Bu özellik ise,  Bruinessen’in  (2013, s.102)  bölgede aşiretin  kişiye  önem atfettiği  iddiasını doğrulamaktadır. (Aşkın D. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity: History, Tribe and State Relations in the Case of The Şego and Bıdri Tribes )

 

Ancak aşiret kimliği aşiret üyesinin ikamet ettiği kır ve kent özelliğine göre değişebilmektedir (Aşkın, 2020, s. 165; Uluç, 2015,  s.48;  Uluç ve  Karasu, 2015,  s.207 https: // dergipark.org.tr/en/download/article-file/808589).

 

Özellikle  kırsal  alanda kendini  aşiret üzerinden tanımlamanın daha sık olduğu  buna  karşın kent merkezlerinde yaşayan ve  doğal  olarak aşiret üyeleri ile arasında fiziksel bir mesafe girmiş kişilerde bu vurgunun daha zayıf olduğu görülmektedir.

 

Bölgenin sosyo kültürel yapısı düşünüldüğünde aşiret olgusunun kolektif bir kimlik addetmesi, kent merkezinde dahi olsa yerel tehlikelere karşı bireyi  güçlü kılması, grup bilinci  ve  sosyal dayanışma fonksiyonu  ile  bireyin terk etmek istemediği bir özellik kazanmaktadır (Aşkın, 2020, s. 161; Parin, 2019, s.84; Abuzar, 2010, s.264 https: // dergipark.org.tr/en/download/article-file/808589).

 

Bu tür geleneksel ilişkiler kent merkezinde ikamet eden aşiret üyesinin yeni sosyal ağlar geliştirmesi, farklı düşünce  ve  ideolojiler  ile  karşılaşması  )  aşiret üyeliliğinin bireysel olarak dejenerasyona uğradığını gösterir. (Bozyiğit,  2019,  s.242,  Uluç  ve  Karasu,  2015,  s.207. https: // dergipark.org.tr/en/download/article-file/808589)

 

 

Bu yönüyle kentteki aşiret üyesi bir kişinin aşiret  kimliği  kırsal alanda  yaşayan  bir  birey  ile kıyaslandığında  daha  dar  bir alana  (çoğunlukla  sosyal dayanışmaya) hapsedilerek devam ettirildiği görülmektedir. Ancak burada dikkat çeken bir nokta Muş il merkezinde ikamet eden ile Hasköy’de ikamet edenlerde bile bunun fark edilebilir olduğudur.

 

Çünkü Muş Merkez gerek Hasköy’de gerekse de diğer bölgelerde ikamet eden  Bıdri ve Şego aşiretlerinin günü birlik gelip gittikleri bir buluşma mekânı olma özelliğine sahiptir.

 

Bu durum, Muş’ta ikamet eden kişinin aşiret üyeleri ile daha sık görüşmesine ve onlar ile kurduğu ilişkinin daha güçlü olmasını sağlamaktadır. Hasköy, Muş’a kıyasla aşiret üyeleri için daha sapa kalmakta ve burada aşiret üyelerinin aşirete dayalı kolektif kimliğinin daha esnek olduğu görülmektedir. Bunun temel nedenlerinin başında aşiret üyesinin mekânsal uzaklığına ve aşiret üyesi ile irtibat sıkılığına ek olarak ekonomik bağımsızlık,  yeni sosyal ilişki ağları gibi durumlarda bu geleneksel ilişkinin zayıflamasına neden olmaktadır. 

 

 

 

            Bidri ve Şegolarda Siyaset Anlayışı;

 

Bıdrilerde ve Şegolarda kolektif aşiret kimliği bölgedeki aşiret kimliğinden ve Türkiye siyasetinden bağımsız değildir. Aşiret kimliğinin korunması da bu noktada bazı zamanlarda daha güçlü olarak vurgulanır.

 

Nitekim saha çalışmasında, aşiretin bölgede azınlık olma duygusunu hissettiği, bu nedenle diğer aşiretlerden gelebilecek olası  tehlikelere  karşı  birlikte  olma   ve “sorunları  aşma düşüncesinin hâkim olduğu belirgin bir şekilde fark edilmektedir. (Ökten,  2009,  s.108.Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri )

 

Bu bağlamda bir Bıdri aşiret üyesinin “Bizlerde aşiret mantığı bazı yönlerden hala güçlüdür, biz kendimizin aşiret olarak daha güçlü olduğumuzu göstermek için bir araya geldiğimizde on kuşak öncesini saymaya çalışırız. Ama bu daha çok çevredeki kişilere bir gözdağı vermek içindir.” (Cevat –Sungu 55 yaşında) ifadesi önemlidir. 

 

            Saha çalışmasında özellikle yaşça daha ileri olan aşiret üyelerinin  kendi  aşiretlerini olumlama  yönünde bir tavır  aldıkları, konuşma  esnasında aşiret üyesi olduklarını vurgulamaları ve aşiretin ismini sık sık telaffuz etmeleri yukarıdaki notu doğrulamaktadır.

 

           Aynı şekilde  bunun  yerel  tehlikelere/aşiretlere  bir  gözdağı  verme  ve  onlara  karşı  beraber  olma  durumu  ile bütünleştiğini  anlamak  mümkündür.  Benzer  şekilde  “Bizde  iki  kişi  bir  araya  geldiğinde  hemen  kendi  soyluluklarından ve aşiretin büyüklüğünden bahsederler” (İbrahim, 30 yaşında), bu ifadesi de söz konusu aşiret üyelerinin  kendilerini  yüceltme  ve  güçlü  gösterme  duygusu  içinde  olduklarını  göstermektedir. 

 

Saha çalışması sırasında dikkat çeken bu nokta görüşmecilerin ifadelerine bariz bir şekilde yansımaktadır. Her iki aşiret  üyelerinin kendilerini güçlü  gösterme ve  birlikte  hareket etme  düşüncesi Sungu’daki  aşiret üyelerinde  daha  belirgindir.

 

Hasköy’de ikamet  eden aşiret üyeleri  ile  yapılan  görüşmelerde aşiret üyeliği vurgusu  yapılmasına  rağmen  bunun  Kürtlerin  ve  Şego  ile  Bıdri  aşiret  üyelerinin  yakın  temas  içinde oldukları, aynı köyleri ve mekânı paylaştıkları Korkut’taki kadar öne çıkmaması dikkat  çekicidir.

 

Bu durum hissedilen  tehlikenin  yakınlığının,  tetikte  olma  duygusunu kamçıladığını  göstermektedir.  Karaağaçlı beldesindeki bir aşiret üyesinin “Eğer beraber olmazsak hakkımızı elimizden alabilirler” (İbrahim 35 yaşında) düşüncesi diğer aşiret üyelerinin buna benzer ifadeleri ile birleştirildiğinde kollektif kimliğin sürdürülme gerekliliği  anlam  kazanmaktadır.

 

 Bu doğrultuda  görüşme  esnasında  “Bıdrili Şegolu”  olmak bir  övünç kaynağı olarak sunulurken bu aşiret  üyelerinin  “bizim aşiretin üyeleri çok cesurdur, yiğittir, korkmazlar” yönündeki  beyanları  birbirini besleyen  algılardır.  (Cevat 55)

 

 

Dolayısıyla,  kişinin kendisini  aşiret  kimliği üzerinden  meşrulaştırdığı bu tür toplumlarda bu aidiyet saklı bir “kahramanlığa” da atıfta bulunur (Şeref Han. (1971). Şerefname. (Çev.: Mehmet Emin Bozarslan))

 

 

Aynı  şekilde  aşiret üyelerinin  kendilerini  aşiret kimliği ile  tanımlama ve bunun  üzerinden bir güç devşirme durumu aşiretin toplumdaki rolüne işaret eder.

 

 

Aşiretin kendisine kazandırdığı itibar, üyenin aşiret üzerinden  devşirdiği  güç  ve kahramanlık  karşı-“öteki”  kişi üzerinde  bir  üstünlük  kurma  düşüncesinden kaynaklandığı görülmektedir. Nitekim bir aşirete üye olma durumuna karşılık gelen “aşir” başlı başına bir prestij ve güç kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır (Ökten, 2010, s.196 https://sosyolojidernegi.org.tr /s/2300/i/2010guz-07_okten_sevket_iktidar_asiret.pdf)

 

 

 

 

 

Bıdri ve Şego Aşiretlerinde Liderliğin Dönüşümü   ;

 

Ortak  tarihsel  hafıza,  dil ve  dini  mezhep  gibi  kültürel  unsurların bireyleri  bir  araya  getirmesi  ve aidiyet  duygusunu inşa  etmesi  kendi içinde  bir grup bilincini  oluştursa  da aşiret  ilişkilerinin bir ağanın himayesinde ve  onun direktifleri  doğrultusunda  geliştiğini ifade  etmek mümkün  değildir.( Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri)

 

Daha  önceleri Şego aşiretinin ağası konumundaki Çelebi soyadını taşıyanlar ve bu soyadı temsilen manevi ağalını sürdüren kişinin dahi böyle  bir iddiasının  olmadığı  görülmektedir. Buna  rağmen  seçim, kan  davası, büyük sosyal olaylar gibi geniş yelpazeli durumlar onların birbirileri ile iletişime geçmesine neden olmaktadır.

 

Nitekim “Hangi durumlarda Sason, Hasköy, Güroymak ve Mutki’deki aşiret üyeleri ile görüşüyorsunuz? Sorusuna karşılık, “Biz, kendi aramızda yaşadığımız olaylarda birbirimizi haberdar ederiz. Örneğin seçim üzeri beni aradılar, hangi partiye ya da şahsa oy vermemiz gerektiğini danıştılar. Bizler de üzerimize düşeni yaptık, gerekli açıklamalarda bulunduk” (Hacı Sıdık, 65 yaşında) şeklindeki beyanatı tarihsel hafızanın halen aşiret üyelerini bir araya getirdiğini göstermektedir.

 

 

 

Sonuç ;

 

Araştırma sonucunda, Muş İlinde aşiret sistemine bağlı geleneksel toplum yapısının hâkimiyetini büyük çoğunlukla devam ettirdiği ve bu nedenle kanaat önderlerinin toplumsal yaşamda etkili bir aktör olduğu anlaşılmıştır.

Muş’ta yaşanan anlaşmazlık ve çatışmaların çözümünde, aşiret konseyinde yer alan dini otoriteler olan şeyh ve mellelerin (Hoca) ve kültürel değerlerin karar alma süreçlerinde çok  etkili olduğu düşünülmektedir.

Kanaat önderlerinin çözüm üretirken söz konusu değer ölçütlerini referans alarak geliştirdikleri tepkilerin toplumsal yaşamda olumlu bir karşılığı olduğu anlaşılmıştır.

Ülkedeki yönetim mekanizmasının, bölgemizdeki  kanaat önderlerine gereken önemi vermesi ve kanaat önderleriyle devamlı irtibat sağlayacak bir bağlantı mekanizması tesis etmesinin faydaları olacağına inanılmaktadır.

 

 

 

Kaynakça  :

 

1. (Beleki) Bıdri ve Şego Aşiretleri -Aşiretler Üzerine Bir Çalışma, Özmen Özden, 1. Baskı Ağustos 2019 Fatih-İST)

2. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri. https://dergipark.org.tr/tr/pub/huefd/issue/59130/620559

 

3. Bruinessen, MV (2013). Ağa, Şeyh ve Devlet (Çev. B. Yalkut). İstanbul: İletişim Yayınları

 

4. https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836

 

5. https://dhmi.gov.tr/Sayfalar/Havalimani/Mus/SehirTarihcesi.aspx

 

6. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi

 

7. Kürtler ve Kürdistan Tarihi, Muhammed Emin Zeki Beg

 

8.Sykes, M. (1908). The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486.

 

9. Reşkotan Islahatı Raporu, Siirt  Mutasarrıfı  Safi  Paşa  (1890)

 

10. Garibyan, A.(2017).Ontolojik sorunlar Ermeni Sason”(Sasna Dzrer).Bilgelik 1 (8) , 101-10)

 

11. Aşkın, Deniz April 2021. "The Communication Tools of Turkey's Arab Tribes with Other Ethnic Groups: Marriage, Religion and Music". Journal of Sociological Research.

 

12. Bozyiğit, A. (2019). Aşiret geleneğinde sosyokültürel değerler, demokratikleşme ve bireysellik.

 

13. Ziya Gökalp ve Türk Modernleşmesinde Yol Ayrımı. Ziya Gökalp and the Crossroads of Turkish Modernization.

 

14. Aşkın D. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity: History, Tribe and State Relations in the Case of The Şego and Bıdri Tribes

15. Yalçın-Heckmann, 2012, s.43-45 https:// dergipark .org.tr/en/download/article-file/808589

16. Ökten,  2009,  s.108.Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri.

17. Şeref Han. (1971). Şerefname. (Çev.: Mehmet Emin Bozarslan)

18. Bozyiğit,  2019,  s.242;  Uluç  ve  Karasu,  2015,  s.207. https: // dergipark.org. tr/en /download/article-file/808589

19. Ökten, 2010, s.196 https://sosyolojidernegi.org.tr /s/2300/i/2010guz-07_okten_ sevket_iktidar_ asiret.pdf

Sabahattin ŞENGÜL

Muş Alparslan Üniversitesi

 

Tel :  0 507 437 8587

 

İnstagram : sengulsabahattin

E-mail : 221902006@alparslan.edu.tr

Derleme:Memedé Kazım


Araştırmalarımız sürüyor.İlave ve düzeltmeler yapılacaktır.


Not:Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz,kopyalanamaz




UYARI: Bu sitedeki bütün materyallerin her hakkı saklıdır. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz ve kopyalamak suretiyle elektronik ortamda kullanılamaz ve kitaplaştırılamaz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder