BIDRİ VE ŞEGO AŞİRETLERİ ÖZELİNDE
MUŞ İLİ ARAPLARI
(Aşiret Yapısı, Yönetim
Mekanizması, Diğer Aşiretler ve
Devletle Olan İlişkileri)
Sabahattin
ŞENGÜL
Muş
Alparslan Üniversitesi
Giriş :
Bidri ve Şego aşiretleri, Medine'den
yola çıkıp Anadolu toprak
larında son bulan iki kardeş aşiretin öyküsü.(
( (Beleki) Bıdri ve Şego
Aşiretleri -Aşiretler Üzerine Bir Çalışma, Özmen
Özden, 1. Baskı Ağustos 2019 Fatih-İST)
Aşiret
aynı soydan gelen, göçebe ya da yarı göçebe yaşam sürdüren insan topluluğuna
verilen isimdir.
Aynı
zamanda bir ataya bağlı insanlardan meydana gelen büyük bir aile, göçebe
topluluğu anlamına da gelir.
Dünyanın
birçok yöresinde olduğu üzere, klasik dönemlerin toplumsal alanda kendine yer
bulan aşiret olgusu, özellikle de doğu İslam toplumlarında kendine yer
bulmuştur.
Türk toplumunun modernleşmesi ile aşiret
bağlarının giderek zayıflamasının yanında, birçok Arap toplumunda ve özellikle
de Kürtler arasında halen sürdürmekte olan aşiret yapıları ile ilgili olarak,
sosyolojik açıdan, bilimsel olarak birçok yerel ve genel araştırma yapılmış ve
yapılmaktadır. ( (Beleki) Bıdri
ve Şego Aşiretleri -Aşiretler Üzerine Bir Çalışma, Özmen
Özden, 1. Baskı Ağustos 2019 Fatih-İST)
Türkiye’de daha
çok Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerindeki toplumsal
yapı ve Kürt toplumu
ile ilişkilendirilen aşiret yapılanması,
etnik olmaktan ziyade, kültürel
ve coğrafik şartların
bu tür örgütlenmelerin
oluşmasında ve devam etmesinde ciddi etkileri olduğu sosyal bir olgudur.
Bu çalışmanın problematiği de bu
noktada şekillenmektedir. Zira
Cumhuriyet dönemi modernleşme serüvenine geç ve sınırlı argümanlarla dahil olan Muş
İli’de geleneksel ve endemik özelliklerin yaşamasına uygun bir ortam sunmuştur. (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye
Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri )
Aşiret Yapısına Dair Genel Bilgiler :
Modern
öncesi dönemin bir uzantısı olarak kabul edilen ve modernleşme sürecinin etkisi
ile zamanla yok olacağı düşünülen geleneksel aşiret örgütlenmeleri, yaygın
kanının aksine aidiyet ilişkileri ekseninde farklı şekillerde zamanın ruhuna direnç göstermektedir.
Modernizmin
yerelde hesaba katmadığı güvenlik problemleri, azınlık kimliği ve kültürel
aidiyet gibi parametreler bu örgütsel yapıyı canlı tutarken bunların doğurduğu
aidiyet ilişkileri postmodern dönemin
parçalı kimlik dokuları
arasında yerini almaktadır.
Aşiret etnik bir yapı ve bununla
beraber siyasi bir yapıyı içerir. Gerçek ya da varsayılan bu akrabalık grubu
kendi içerisinde bir dayanışma ruhuna sahiptir. Bu çalışmaya konu olan Şego ve
Bıdri aşiretlerinde bu dayanışma
ruhundan bahsetmek mümkündür.
Varsayılan
akrabalık ilişkilerinin gerçek ya da hayali olma durumu ise bu çalışma kapsamı
dışında olmakla beraber onların meskun oldukları bölgede aşiret kimliğine
önemli bir aidiyet besledikleri
görülmektedir. Dolayısıyla aşiret
terimi yalın bir şekilde sadece
“bir bileşim derecesini” ortaya
koymak için kullanılmaz. (Bruinessen, MV (2013). Ağa, Şeyh ve Devlet (Çev. B. Yalkut). İstanbul: İletişim Yayınları)
Bu
yönüyle bu çalışma
aşiret örgütlenmesinin basit
bir şekilde “aynı
atadan geldiği varsayılan
akraba topluluğu” olmadığını ama
özellikle birlikte yaşayan toplulukların, yaşanılan coğrafyanın bu
yapının devam etmesi üzerindeki etkisini incelemektedir.
Daha sonra
ise aşiretin yapısal
olarak bozulmasından sonra ortaya
çıkan yeni formlar ve bu formların sosyo -kültürel boyutları
üzerinde durmaktadır.
Çalışmanın Amacı :
Bu çalışma,
uzun yıllardır beraber, kardeşçe yaşadığımız hepsi birbirinden değerli, Bıdri
ve Şego aşiretlerinin bireylerini, tarihsel arka planıyla birlikte daha iyi
tanımak amacıyla yapılmıştır.
Bıdri ve
Şego aşiretlerinin tarihsel arka planına ve coğrafik dağılımına yönelik bir
girişten sonra aşirete yönelik aidiyeti ve kolektif kimliğin inşası ile bu
kimliğin siyasi olarak konumlandırma noktasındaki tutumlarını analiz edilmeye
çalışılmıştır.
Bu kapsamda,
yüzyıllar boyunca dağlar ile
çevrili bir bölgenin
kültürel etkileşimi, etnik yapıyı
ve aşiret örgütlenmesini nasıl
koruduğuna odaklanmaktadır.
Bu
bağlamda aşirete mensup kanaat önderlerinin, çözüm ürettikleri konulara nasıl
müdahale ettikleri ve uyguladıkları yöntemlerde hangi ölçütleri referans
aldıkları anlaşılmaya çalışılmıştır.
Yine
bu aşiretlerin komşu aşiretler ve
Devletle olan ilişkilerinde hangi tutumları sergilediği anlaşılmaya
çalışılmıştır.
Bölgedeki
aşiretlerde bulunan ve ‘’Kanaat Önderi’’
olarak adlandırabileceğimiz aşiret ileri gelenlerinin, Devlete olumlu
katkılarda bulunabileceği , bu amaçla kanaat önderlerinin içinde olduğu bir
mekanizmanın kurulmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Bıdri
ve Şego Aşiretlerinin Yaşadığı Muş İline Ait Genel Bilgiler:
Muş, bir Doğu
Anadolu ili olup, 8.196 km’lik yüzölçümü ile ülke alanının % 1,1’ini
kaplamaktadır. İl doğudan Ağrının Patnos ve Tutak, Bitlis’in Ahlat ve
Adilcevaz, kuzeyden Erzurum’un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan
Bingöl’ün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır’ın Kulp, Siirt’in Sason
ve Bitlis’in Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir.
(https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)
Muş yüksek ve
dağlı bir yörededir. İl alanının yüzde 34,9’nü kaplayan dağlar, Güney Doğu
Torosların uzantılarıdır. Genellikle 1500-1700 m rakımlı platolar il alanının
yüzde 37,9’nu kaplar.
(https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)
Eskiden gür
ormanlarla örtülü olan dağlar, zamanla
çıplaklaşmıştır. Muş ilinin başlıca önemli dağları Akdoğan (Hamurpet),
Şerafettin, Bilican, Bingöl, Haçreş (Karaçavuş, Çavuş), Otluk ve Yakupağa
dağlarıdır. (https://mus.csb.gov.tr/
sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)
Platolar il
alanının 37,9’nü oluşturur. İl alanının kuzey ve kuzeybatısında yer alan bu
platolar Murat vadisinin tavanı ile bu dağların zirveleri arasında sıralanır.
Az dalgalı ve kalın bir toprak tabakası ile örtülüdürler. Bol sulu ve
otludurlar. Bu nedenle Muş tarımının en gelişmiş dalı hayvancılıktır. (https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836)
Muş İlinde Bıdri ve Şegoların Bulunduğu
Yerleşim Yerleri:
Muş Merkezde Bıdri ve Şego aşiretlerinin
üyeleri bulunmaktadır. Muş Merkez İlçeye bağlı Karaağaçlı (Belarınç) Beldesi,
Sungu (Norşen) Beldesi, Tabanlı (Kırtakom) Köyü, Derecik (Havadorik) Köyü, Soğucak (Mongok) Köyü, Tandoğan (Alizurum) Köyü, Yarpuzlu (Soğkom) Köyü, Taşoluk (Ağçanan) Köyü
ve kısmen Çöğürlü (Arınç) köylerinde,
Muş İline bağlı, Hasköy (Derhas)
İlçe merkezinde, Hasköy (Derhas) İlçesine bağlı Düzkışla (Mıgrakom) Beldesi,
Dağdibi (Şımlak), Elmabulak (Kolosik), Yerkaya (Cotık-bındek), Eşmepınar (Erışter),
Azıklı (Teğısmer), Karakütük (Zığak)
köylerinde,
Yine
Muş ili Korkut İlçesine bağlı Pınarüstü (Bardik), Güven ( Hasik),
Yürekli (Erizak) köylerinde aşiret üyeleri yaşamaktadırlar.
Muş’un
Tarihçesi:
IV. yüzyılda kurulduğu sanılmaktadır. Muş adının Süryani
dilinde suyu bol anlamına gelen "Muşa" veya şehri kuran
"Muşet" kelimelerinden geldiğini söylenmektedir. (https://mus.meb.gov.tr/www/tarihi/icerik/13)
Araplar ise şehre "Tarun" adını takmışlardır.
Arap (641). Bizans (966) Selçukluk (XI. Yüzyıl). Moğol (1260) Akkoyunlu
Karakoyunlu ve Safevi dönemlerinden sonra 1515 yılında Yavuz Selim tarafından
Osmanlı ülkesine katılmıştır. Osmanlı döneminde Van Beylerbeyliğine bağlı, 1879
yılında ise Bitlis eyaletine bağlı bir sancak merkezi olmuştur. (https://mus.meb.gov.tr/www/tarihi/icerik/13)
18 Şubat 1916 - 1
Mayıs 1917 tarihleri arasında Rus işgalinde kalan şehir ile birlikte tarihi
eserler Ruslar ve Ermeniler tarafından yakılıp yıkılmıştır.
23 Nisan 1920
tarihinde ilk Millet Meclisine seçilen Muş milletvekilleri Hacı Ahmet, Hacı
İlyas Sami, Osman Kadri, Kasım ve Rıza Beydir. 1923 yılında il, (1926-1929) arası Bitlis iline bağlı ilçe
olmuştur. (https://mus.meb.gov.tr/www/tarihi/icerik/13)
Bıdri ve Şego Aşiretlerinin
Tarihçesi:
Tarihsel kaynaklara
bakıldığında Abbasi halifesi tarafından Anadolu’nun müslümanlaştırılması için
günümüz Sason (Batman) bölgesine gönderildiği öne sürülen bu aşiretlerin, Kral
Tavit egemenliğine son vererek bölgedeki Ermenileri egemenlikleri altına almışlardır.
(Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego
ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs
as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Dergisi )
Osmanlı merkezileşme
politikası neticesinde haberdar olunan bu aşiretlerin farklı etnik bir yapıya
sahip olmaları onların bölgedeki diğer aşiretler ile ilişkilerinin yönünü tayin
etmiştir.
Bu bakımdan söz konusu aşiretlerin tarihleri,
onları bölgedeki diğer aşiretlerden ayıran etno-kültürel ve kolektif kimlik
yapıları ve devlet ile kurmuş oldukları ilişkiler bu çalışma kapsamında
incelenmiştir. (Etno-Kültürel
Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih,
Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity,
Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi )
Anadolu’ya geldikten
sonra Müslümanlar ile önemli oranda iletişimleri kesilen bu aşiretlerin, sadece
egemenlikleri altına aldıkları Ermenilerle kültürel bir etkileşime girdikleri
görülmektedir.
Alan verileri dikkate
alındığında dâhil oldukları Sason isyanlarından sonra göreceli olarak
Cumhuriyet ile iyi ilişkiler geliştirdiği görülen bu aşiretlerin, aşiret
bünyesinde kabul edilen koruculuk sistemine ek olarak devlet ile ilişkileri
parti ve hükümet üstü algıladıkları görülmektedir. (Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak
Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet
İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Dergisi )
Araplık kimliği korunmakta ve gündelik ile
resmi ilişkilerde bu kimlik bilinçli olarak ön plana çıkartılmaktadır. Ayrıca
görüşmelerde devletin yanında olunduğu vurgusu ön plana çıkması çalışma
bulguları açısından önem arz etmektedir. Ayrıca söz konusu aşiretlerde klasik
aşiret yönetiminin değişmiş ve aşiret bünyesinde yeni öncü bir grubun öne
çıktığı görülmektedir. (Etno-Kültürel
Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih,
Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity,
Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi )
Aynı şekilde Muhammed Emin Zeki Beg
(2015, s.358) de çalışmasında Bıdri ve Şego aşiretlerini yine Bozıkan ve Küryan
aşiretleri ile yine coğrafik nedenlerden dolayı aynı kategoride ele alır. Ancak
bu aşiretler ile ilgili demografik bir bilgiye yer vermezken Küryan ve Bozıkan
aşiretlerinin 180’er aileye sahip olduğunu ifade etmektedir. (Kürtler ve Kürdistan Tarihi, Muhammed Emin Zeki Beg.)
Sykes’in
(1908, s.465) aktardığı
bilgilere göre, Bozıkan
ve Küryan aşiretleri
ve Bozıkan aşiretinin alt
dalı olan Hazali
aşireti Sason bölgesinde
Ermeni Hristiyan Kral
Tavit (Sasonlu Tavit) egemenliği altında yaşıyorlardı. (Sykes,
M. (1908). The Kurdish tribes of the
Ottoman Empire, The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great
Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486. )
Destansı bir
özellik kazanan ve bölgede ün salan Sasonlu Kral Tavit üzerine, Bağdat halifesi
(Abbasiler) tarafından bölgenin müslümanlaştırılması için gazalar
düzenlemiştir.
Bunlardan
biri de Şeyh Nasrettin’in liderlik ettiği gazadır. Şeyh Nasrettin o dönemde
Sason bölgesinde ünlenen Kral Tavit’i
öldürerek bölgenin müslümanlaşmasını sağladı.
Bu süreçte Şeyh
Nasrettin’in komutasındaki
Zekeri, Sarmi ve Musi adlı kişiler kendi kabilelerini oluşturacak
kişileri de getirerek günümüz
Sason ve Kozluk’u içine
alan bölgeye yerleşmişlerdir.
Bundan
kaynaklı olarak bölgede
Zekeri, Sarmi ve
Musi aşiretleri oluşurken süreç içerisinde onların bünyesinde Şego ve
Bıdri aşiretleri meydana gelmiştir. (Sykes, M. (1908). The Kurdish tribes of the Ottoman Empire, The Journal of the
Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec),
458-486. )
Bu
aşiretler ile ilgili en
detaylı bilgiye Sykes’ın (1908,
s.464-465) Osmanlı’daki Kürt
aşiretleri üzerine yazdığı makalesinde rastlanmaktadır.
Sykes,
söz konusu çalışmasında Şego ve
Bıdri aşiretlerini Zekeri, Musi,
Sarmi, Celali, Hazali,
Bozıkan, Küryan aşiretleri
ile coğrafik nedenlerden
dolayı aynı kategoride ele alarak
açıklamaya çalışır.
Ancak
bu aşiretlerin nüfus yapısı ile ilgili Sarmi aşiretinin
400, Celali aşiretinin 100, Hazali aşiretinin 50, Bozıkan ve Küryan
aşiretlerinin ise 180’er aileye sahip olduklarını aktarırken Şego (Malaşego) ve
Bıdri aşiretlerinin nüfus yapısı veya aile sayısı hakkında bilgi vermez.
Gerek
Sykes’in çalışmasında gerekse
de Siirt mutasarrıfı
Safi Paşa (1890)
raporunda bu aşiretlerin
ellerinde Abbasîlerden
olduklarını/geldiklerini gösteren bir belgeden
bahsetmeleri bu iddiayı
güçlendirmektedir. (Reşkotan
Islahatı Raporu, Siirt Mutasarrıfı
Safi Paşa (1890))
Aktarılan
bilgilerin sözlü tarihe dayanmasına rağmen Şego
ve Bıdri aşiretlerinin ve onların birbirileri ile olan
etkileşimini aktarması, geldikleri coğrafyaya işaret etmesi açısından
önemlidir.
Bu
aşiretlerin Muş ve Sason arasındaki
bölgede meskûn oldukları
aktarılırken, günümüzde ise Muş,
Bitlis ve Batman kent
ve kırsal alanlarında yoğunlaştığını söylemek mümkündür.
Ancak bu veriler M. Emin Zeki Beg’in
aktardığı bilgiler ile birleştirildiğinde alanın Diyarbakır sınırlarına kadar
uzadığını da söyleyebiliriz.
Bu aşiretlerin Anadolu’ya geliş
tarihleri hakkında Sykes’in aktardıkları, Safi Paşa’nın raporundaki veriler ile
birlikte dikkate alındığında, Abbasîlerden oldukları ve Abbasî
halifesinin emri ile bölgenin müslümanlaştırılması için gönderildikleri iddiası
güçlük kazanmaktadır. Nitekim bu aşiretlerin bölgedeki tarihlerinin tayini için
bazı noktaların birlikte
düşünülmesi gerekmektedir.
(Sykes, M. (1908). The Kurdish
tribes of the Ottoman Empire, The Journal of the Royal Anthropological
Institute of Great Britain and Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486. )
Sykes’in
çalışmasında Bağdat halifesi
tarafından gönderildiklerinin
ifade edilmesi ve bu
aşiretlerin Sasonlu Kral Tavit ile çarpıştıkları bilgisi de dikkate alındığında zaman
aralığı daha belirgin bir görüntü
kazanmaktadır.
Zira
Emevi Devleti’nin 750
yılında askeri bir ayaklanma sonucu yıkılmasının ardından hilafet makamı
Abbasîlere geçerken, devletin başkenti de
762 yılında Bağdat’a
taşıdı. Başkentin Bağdat’a taşınması bölgede önemli gelişmelerin ve İslam’ın yayılması için de yeni gelişmeleri doğurmuştur.
Diğer bir veri
ise bu aşiretlerin bölgedeki Ermeniler
ile beraber ortak bir geçmişe
sahip olmalarıdır. Fıllah ya da fellah olarak
adlandırılan bu Ermenilerin ücret
karşılığı tarımsal faaliyetlerde çalıştırıldığı Şego ve
Bıdri aşiret üyelerince sözlü
tarih yolu ile ve Safi Paşa’nın raporunda aktarılmaktadır.
Ancak elimizdeki parçalı veriler ile
net bir tarih aralığı ortaya koymak mümkün değildir. Nitekim sözü geçen tarihi
rapor ve kaynaklar daha çok
sözlü tarihten beslenmişlerdir.
Bununla beraber Bağdat halifesi tarafından gönderilen Şeyh Nasrettin’in Kral
Tavit’i öldürdüğü ifadesi, Kral Tavit’ten kalan mirası veya onun kurmuş olduğu
egemenliği şeklinde anlaşılmaya müsaittir. (Garibyan, A.(2017).Ontolojik
sorunlar Ermeni Sason”(Sasna Dzrer).Bilgelik 1 (8) , 101-10)
Bunlara rağmen
elimizdeki parçalı bilgileri
birleştirilerek bir sonuç çıkarmak gerekirse, Kral Tavit’in destanının 8-10.
yüzyıla dayanan geçmişi (Gharibyan,
2017, s.102) ve
Abbasî Devleti başkentinin
Bağdat’ta olması, halifenin oradan Anadolu’ya akınlar düzenlemesi
Şego ve Bıdri
aşiretlerinin ataları olan
Musi, Zekeri ve
Sarmi gibi büyük
aşiret topluluklarının
Abbasî Devleti’nin güçlü
olduğu ve sefer
düzenleyebileceği süreler olan
8-10 yüzyıl aralığına denk
gelen bir sürede
Sason bölgesine, bölgeyi
müslümanlaştırmak için geldikleri
sonucuna
varmak mümkündür. (Garibyan, A.(2017).Ontolojik sorunlar Ermeni
Sason”(Sasna Dzrer).Bilgelik 1 (8) ,
101-10)
Tarihsel
çalışmaları gerekli ve zorunlu kılan söz konusu bu aşiretlerin geliş tarihleri
ve güzergâhları aslında
Ermeni, Türk, Arap
ve Kürt etnik
yapılarının etkileşimi açısından
da önemli bilgilerin açığa
çıkmasını sağlayacaktır.
Destansı bir
özellik kazanan Kral
Tavit’in egemenliğinin
Bağdat’tan gelen Müslüman
birlikler tarafından sona
erdirilmesi hem bölgesel
hem de Anadolu’nun müslümanlaşması ile
beraber Ermeni tarihi açısından
da önemli verilerin
saklı olduğu bir sürece işaret etmektedir.
Yukarıdaki bilgiler söz konusu
aşiretlerin Anadolu’ya gelişlerine odaklanırken onların günümüz Sason-Kozluk
bölgesinden Türkiye’nin doğu ve
batı İllerine doğru nasıl
yayıldıkları da ayrı bir akademik çalışma konusudur.
Kısaca
değinmek gerekirse, bu aşiretlerin Bağdat’tan geldikten sonra Sason bölgesine
yerleştikleri ve 1850
yıllarında Mutki-Hasköy ve Güroymak
taraflarına doğru
yayıldıkları Sason isyanı sırasında ise Türkiye’nin batı İllerine doğru zorunlu iskâna tabi
tutuldukları anlaşılmaktadır.
Bu noktada
Sason bölgesindeki Şego
ve Bıdri aşiret
üyelerinin isyan sonrası
batı İllerine gönderildikleri
raporlarla sabittir. (Kardaş, A. (2016) Cumhuriyet döneminde Sason isyanları ve
alınan tedbirler, Academic Social Science Studies 43. 49-70.)
Ancak doğu tarafına doğru yayılışın kademeli
olarak gerçekleştiği anlaşılmaktadır. 1892 yılı Bitlis Salnamesinde Şego
ve Bıdri aşiretlerinin
Huyut nahiyesi sınırlarında
meskûn oldukları ve
bu durumun Sykes’in (1908)
çalışması ile teyit edilmesi bu aşiretlerin, sözlü tarihe başvurulduğunda
onların 1850’lerde Sason’dan doğu tarafına doğru yayıldıkları iddiasını güçlendirmektedir.
(Bitlis Salnamesi (H.
1310, M. 1892).http://İsamveri. Org/ Salname/)
Bu iddiayı doğrulayan diğer bir
veri ise görüşme yapılan aşiret üyelerinin
şecerelerine bakıldığında
kuşakların 19. yüzyılda Sason bölgesinde birleşmeleridir. Bununla
beraber sözlü tarihe
başvurulduğunda bu aşiretlerin
özellikle Ermeni tehciri sırasında Mutki ve Hasköy
bölgelerinde boşaltılan köylere yerleştikleri de aktarılmaktadır.
Sason İsyanı ve Sonrası Zorunlu
İskan :
Şego
ve Bıdri aşiretleri Sason isyanı ile beraber Eskişehir, Manisa, Bursa,
Kırklareli, Kocaeli, Zonguldak, Bolu, Bilecik ve Aydın gibi
Türkiye’nin birçok ilinde iskân edilmişlerdir. Sason isyanından sonra
yasak bölge olarak ilan
edilen bu bölgenin, 1 Temmuz
1950 yılında yasak
bölge kapsamından çıkarılması ve tekrardan
yerleşime açılmasına rağmen
zorunlu iskâna tabi
tutulanların büyük bir
kısmı artık geri dönmemiştir. (Kardaş, A. (2016).Cumhuriyet Döneminde Sason
İsyanları ve Tedbirler . Günlük ile
ilgiliAkademik Sosyal Fen Bilimleri Çalışmaları, 43 , 49 -70.)
Bu
nedenledir ki, günümüzde
Şego ve Bıdri aşiretlerine mensup kişiler Türkiye’nin birçok ilinde bulunabilmektedir. Aşiret üyelerinin
de sosyal medya üzerinden iletişim kurarak
ciddi anlamda bir
diaspora çalışması yürütmekle
beraber kendi kültürel
değerlerini korumaya yönelik
girişimlerde bulundukları görülmektedir.
Aşiretin Alt Kolları : (Şigo Sykes, Mark
(1908). "The Kurdish Tribes of the Ottoman Empire". The Journal of the Royal Anthropological
Institute of Great Britain and Ireland. Cilt 38. ss. 451-486.)
. 1. Zekeri
2. Musi
3. Sarmi
4. Celali
5. Hazali
Aşiret
Alt Kolları (Mal/Sülale ) :
Günümüz sosyal hayatında aşireti temsil
eden bir tek bireye (ağa) karşılık aşiret
altında bölünen en küçük örgütlenme
olarak “mal/sülale” gruplarında
yeni liderlerin ortaya çıktığını
da görmek mümkündür.
Görüşme esnasında “Aşiret içinde veya
dışında sizi ilgilendiren bir durum olduğunda kim aracı veya öncü rol oynar?”
sorusuna karşılık “Bizde artık eski ağalık sistemi yok, ama bunun yerine daha
çok her sülalede ön plana çıkan
kişiler gruba öncülük etmektedir.”
(Sami, 43 ) yönündeki cevap
tarihsel olarak kültürün
ve grup bütünlüğünün
sağlanmasında önemli
fonksiyonları olan aşiret ağalığının yerine yeni bir ‘öncü kişilikler grubu’nun
ortaya çıktığına işaret eder.
Ancak bu kişiliklerin modern ekonomik ve
sosyo-politik düzlemden bağımsız olmadığı da anlaşılır. Nitekim “Gruba öncülük
eden kişiliklerin özellikleri
nelerdir?” diye sorulduğunda,
alınan cevapların ortak özelliğinin “zengin olması, girişken
olması, kendi sözünü dinletebilmesi ve sosyal ilişkisinin geniş olması” (
Sıddık 65) olarak sıralanması liderin
kırsal ve kentsel
alanda gücünü muhafaza
etmeye yönelik imkânlara
sahip olmasının
gerekliliğini ortaya konulmaktadır.
Bu
noktada, zengin olmanın,
kişinin maddi imkânları
ile ölçüldüğü anlaşılırken, bu kişilerin ticari alanda da aktif
oldukları vurgusu yapılmaktadır. Zira kırsal alanda tanınırlığın önemli
araçlarından birinin ticaret olduğu açıktır. Çünkü kırsal kesimde ticaret
öncü kişilerin hem komşu köylerle
hem de kent merkezi ve bazı durumlarda devlet kanalları ile iletişimi mümkün
kılan önemli bir araçtır. (Mümtaz 50)
Kişinin
girişkenliğinin bu şekilde anlaşılmasına ek olarak, onun kamu kurumları ile
yerel halk arasındaki irtibatı
sağlama noktasına da
gönderme yaptığını yapılan
görüşmelerden anlamak mümkündür.
“Bir lider için girişken olmak ne anlama gelir” sorusuna karşılık, gerek
Bıdri gerekse de Şego aşiretine mensup
kişilerin, aşiret üyelerinin devlet dairelerinde yaşanan problemlerini çözme,
aracı olma ve etraf köyler (Arap ve Kürt) ile ilişkiler geliştirerek tanınan kişiler oldukları vurgusu devlet kanallarını
da hem grup hem de kendi lehine kırsal alana taşımaya vurgu yaptıkları
görülmektedir. (Ersin 45)
Benzer
şekilde yine her iki aşiret üyelerinin ortak tarihsel hafızaya karşılık gelecek
bir şekilde, bu öncü kişilerin
sadece yerel anlamda değil Sason, Kozluk, Güroymak, Mutki ve Hasköy’deki Arap
(Şego ve Bıdri) aşiretleri arasında tanındığını vurgulamalarıdır.
Yukarıda
geleneksel ağalığın kısmi fonksiyonlarını paylaşan kişilerin özelliklerinin Şego ve
Bıdri aşiretlerinde ortak olmakla beraber Bıdri aşiretinden
mülakat yapılan bir kişinin kendilerinin bu yönüyle Şego aşiretinden
farklılaştığını vurgulaması dikkat çekicidir. Bu aşiret üyesine göre “Bizim
(Bıdri) aşiretin davalarını çözen aşiret içindeki toplumsal olaylara müdahale
eden, yeri geldiğinde Şego aşiretinin de destek aldığı ve “Herhaz” (hayır
isteyen) denilen bir grubumuz var.”
(Cevdet, 56 )
Ancak mülakat seyrinde bu grupta aşiret
içindeki her kabileden (daha alt düzlemde ise her sülaleden) kişilerin olduğu
ya da toplum içerisindeki saygınlığıyla ön
plana çıkan ile
bölgede aşiretten olmayan
bir şeyhin de
dahil edildiği anlaşılmaktadır.
Dolaysıyla
Herhaz olarak tabir edilen grubun tek
bir sülale veya gruba dayanmadığı daha çok kırsal alanda aşiretin kendi
sorunlarını barışçıl bir yolla çözüme kavuşturmak için inşa ettiği bir strateji
olduğu anlaşılmaktadır.
Bruinessen (2013, s.112)
bölgedeki aşiret içi
çatışmaların ve anlaşmazlıkların çözümü noktasında aşiret
üyesi yaşlılardan oluşan ve ru spi olarak tabir edilen grubun öncü bir rol
oynadığını aktarır.
Bu durum söz konusu Arap aşiretlerindeki grup
ile benzer fonksiyonlara sahiptir. Ancak bununla beraber bu grup içinde aşirete
mensup olmayan bölgeden bir şeyhin bulunması yeni ve önemli bir olgudur.
Genellikle
yaşanılan problemlerde Herhaz grubuna dâhil edilen şeyhin de çağrıldığının vurgulanması bu aşiretlerde dini önder
kültürünün olmamasına rağmen dinin fonksiyonunun kabul edildiğini gösterir. (Ercan
45)
Siirt
bölgesinden çağrıldığı ifade edilen bu şeyhin bölgede tanınan ve gerek kültürel
gerekse de tarihsel olarak Bıdri aşireti ile yakın temaslar geliştirmesi onun
bu aşiret içerisindeki tanınırlığını ve prestijini ciddi oranda etkilemektedir.
Şeyhin
aşiretten olmamasına rağmen “Aşiret Barış Komisyonu”nun içinde bulunması Bıdri
aşiretinin sosyolojik olarak
din adamlarına olan
itaat ve güvenlerinin
bir göstergesidir.
Buna
karşılık özellikle Şego
aşiretinin Mutki İlçesi Kavakbaşı beldesinde bulunan Şeyh Molla Zübeyir ailesi
ile daha fazla irtibat halinde olduğu görülmektedir.
Bu yönüyle
söz konusu öncü grup, yerel dinamiklerden etkilendiği kadar kültürel izleri de
taşıdığı görülmektedir. Grup üyelerinin ortaya çıkması aşireti temsil eden ağanın yokluğuna ve bu
alanda ortaya çıkan yerel yönetim boşluğuna işaret
etmektedir.
Bu
bakımdan bir taraftan
aşiretin geleneksel yapılarının
çözümü resmi kurumlar ile entegrasyonu
gerçekleştirirken kültüre içkin
aşiret yapısının daha alt segmentlere ayrılması aşiret yönetimine
yeni bir form
kazandırmaktadır.
Bu
durum kırsal alandaki aşiret
örgütlenmesinin üst yönetim
ölçeğinde çözüldüğünü göstermekle beraber, kültürel olarak aidiyetlerin devam
ettiğini ve devlet kanallarını
aşiret içi sorunlara/konulara dâhil
etme bilincinin yeterli
düzeyde gerçekleşmediğini
göstermektedir.
Ancak ifade
etmek gerekir ki, sorunların devlet kanallarına (asker, polis, hukuk) intikali
bu kanallara karşı bir
güvensizlikten ziyade aşiret içi
sorunların çözümünün geleneksel bir tutumla dışarıya aktarılmaması gerektiği
algısının güçlü olduğunu yapılan gözlemler ışığında ve görüşmecilerin
tutumları bağlamında değerlendirmek mümkündür.
Bıdri ve Şegolarda Kullanılan Fıllah
Kavramı;
Fıllah ya da fellah, kavramı halen söz konusu
aşiretler üyeleri arasında kullanılmaktadır. Ancak bu kullanım ile daha çok gayrimüslim olma (Ermeni) durumuna atıfta bulunulmaktadır.
Aşiretin Konuştuğu Arapça Lehçesi :
Aşiretin konuştuğu Arapça lehçesi, Türkiye'de Şanlıurfa,
Mardin ve Hatay'da ve Arap
dünyasında konuşulan
lehçelerden önemli ölçüde farklı ve anlaşılmazdır. ( Aşkın, Deniz April
2021. "The
Communication Tools of Turkey's Arab Tribes with Other Ethnic Groups: Marriage,
Religion and Music". Journal of Sociological Research.)
Çalışmanın Yapılış Şekli (Metodu) ;
Çalışmanın bulguları 1993-2025 yılları
arasında yapılan saha çalışmaları sırasında aşiret üyeleri ile yapılan
derinlemesine görüşmelere ve yapılan
gözlemlere dayanmaktadır.
Bu minvalde
çalışmaya ilk olarak yerli halk
arasında Merkeze ve Hasköy (Derhas)
ilçe sınırlarında bulunan Şego ve Bıdri ya da Arap köyleri olarak tarif edilen
köylere gidilerek yaşlı kesimlerden sözlü tarih yolu ile bilgiler toplanmıştır.
Bununla
beraber gidilen aşiret köylerinde halkın güvendiği ve görüşme yapılmasını
tavsiye ettiği kişiler de çalışmaya dâhil edilmeye gayret edilmiştir. Örnekleme
grubuna üniversite öğrencileri ve
memurlar da dâhil edilerek
örneklem çeşitliliği sağlanmaya çalışılmıştır.
Daha
sonra genel olarak Şego
ve Bıdri aşiret üyelerinden Türkçe bilen ve
görüşmeyi kabul eden 25 kişi
ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yaklaşık
olarak 1 ile
3 saat arası süren görüşmelerde kendisini aşiret
üyesi olarak kabul
eden kişilere aşiret
örgütlenmesi, aşiretin güncel
durumu, üyelerin birbirleri ile
olan iletişimi, bölgedeki
diğer aşiretler ile
olan ilişkileri ve
bölgede aşiretin güvenlik problemleri ile ilgili sorular
yöneltilmiştir.
Saha
çalışması sırasında görüşme yapmayı kabul eden 25 kişi olmasına rağmen bu kişiler bazı kıstaslar göz önünde
bulundurularak seçilmiştir. Çoğunlukla aşiretin önde gelenlerinden oluşan
örnekleme grubundaki kişilerin tarihsel hafızaya ve aşiret bilincine de sahip
olmasına önem verilmiştir.
Görüşmeciler arasında
yerel siyasette aktif
rol alan iki
kişi, politik tutumlarının detaylandırılması amacıyla,
özellikle örnekleme dâhil edilmiştir.
Bununla beraber gidilen aşiret
köylerinde halkın güvendiği ve görüşme yapılmasını tavsiye ettiği kişiler de
çalışmaya dâhil edilmeye gayret edilmiştir. Örnekleme grubuna üniversite öğrencileri ve
memurlar da dâhil edilerek
örnekleme çeşitliliği sağlanmaya çalışılmıştır.
Bu
bağlamda örnekleme grubunun 25 kişi
ile sınırlı olması,
çalışmayı mikro ve yerel alanla sınırlamakla beraber, söz konusu
aşiretler hakkında genel fikirler edinilmesi açısından önem arz etmektedir.
Çalışma Yapılırken Karşılaşılan Zorluklar;
Bıdri ve
Şego aşiretleri tarafından kullanılan Arapça’nın modern
Arapça’dan neredeyse tamamen
farklı olması, kurulan
ilişkilerin bazı noktalarda
aşiret içi ile sınırlı olması, gündelik ilişkilerin seçici ve kültürel olması
etnografik (Dünyayı
toplumsal ilişkileri açısından tanımanın merkezinde yer alan bir araştırma
yöntemidir.) bir
çalışmayı gerekli kılmıştır.
Bu çalışma
özelinde düşünüldüğünde Bıdri ve Şego aşiretlerinin mekânsal olarak komşu aşiretlerden
kısmen de olsa yalıtılmış ve farklı bir etnik yapıya mensup olmaları, kurulan
ilişkilerin sınırlı ve seçici olması bu durumu onların gözünden ve anlam
dünyaları üzerinden anlaşılmasını gerekli
kılmaktadır.
Toplumsal ve
tarihsel süreç içinde
inşa edilmiş ve deneyimlenmiş gerçeklikler, nesnelerin,
dilin ve diğer kültürel kalıpların anlamsız olmasını önleyici bir rol
oynamaktadır.
Çalışma genel
itibari ile aşiret
örgütlenmesine yaslanmasına rağmen
iki yönü ile
literatürdeki çalışmalardan ayrılmaktadır. Birinci neden olarak, Bıdri
ve Şego aşiretlerinin tarihlerine yönelik akademik bir çalışmanın olmaması
dolayısıyla çalışmanın bu eksiği
kapatma girişimi onu salt bir
aşiret incelemesi olmaktan öteye taşımaktadır.
Bununla
beraber, Türkiye’de aşiret literatürünün genişliğine rağmen doğrudan Arap
aşiretleri üzerine yapılan çalışmaların kısıtlı olması, çalışmanın tarihsel
kaynaklara yönelerek tarihsel sosyolojinin imkânlarından faydalanması onu özgün
kılan diğer bir nedendir.
Bu
minvalde çalışmaya ilk olarak yerli halk arasında Merkeze
ve Hasköy (Derhas) ilçe sınırlarında
bulunan Şego ve Bıdri ya da Arap köyleri olarak tarif edilen köylere gidilerek
yaşlı kesimlerden sözlü tarih yolu ile bilgiler toplanmıştır.
Ayrıca
çalışma kapsamında araştırmacı
(Sabahattin ŞENGÜL) tarafından
yerel Arapçanın bilinmemesi çalışmanın bir
sınırlılığı olarak kabul edilmektedir.
Bununla
beraber Sason isyanları neticesinde Türkiye’nin farklı illerinde iskân
edilen aşiret üyelerine
ulaşılamaması çalışmanın diğer
bir sınırlılığı olmakla
beraber çalışma verilerini mikro ölçekte değerlendirmeyi
gerektirmektedir.
Araştırma esnasında
Bıdri ve Şego aşiret
isimlerinin farklı şekillerde
telaffuzu ve yazıya aktarımı
hem konunun netleşmesini zorlaştırdı hem de söz konusu aşiretler ile ilgili gerekli bilgilerin
toplama sürecini uzattı.
Özellikle
Şego aşireti için, Malashigo (Sykes,
1908, s.465), Şago (Yarman, 2015, s.440),
Malaşeko
(Zeki Beg, 2015, s.358), Şigo (Çelik, 2016, s.60), Malaşiko (Bitlis Salnamesi,
1892, s. 180; Safi Paşa, 1890)
Şego (Çelik,
2016, s.145), Şığo
(İlyas, 2016, s.37),
Şiğo (Aşiretler Raporu,
2014, s.90) gibi isimler kullanılırken,
Bıdri
aşiretinin, Bedri (Bitlis Salnamesi, 1892, Safi Paşa, 1890), Bederi (Sykes,
1908, s. 465),
Bıdri
(Aşiretler Raporu, 2014, s.85; Zeki Beg, 2015, s.358) gibi isimler ile kayda
geçirildiğini görüyoruz.
Ancak bu çalışmada aşiretler için,
olası kavramsal karmaşayı önlemek için aşiret üyelerince kullanılan ve yerel
halk tarafından kabul gören Bıdri ve Şego isimleri kullanılmıştır.
Aşiret Kimliğinin Önemİ;
Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’daki sosyal hayatın
bir gerçeği olarak
aşiret kimliği, sadece Kürtler nezdinde
değil ama onlarla
etkileşime giren diğer etnik
gruplar için de
geçerli olduğunu ifade
etmek mümkündür. Zira bu durum etki-tepki ilişkisinin bir sonucu olarak
da okunabilir.
Bölgede
aşiret ölçeğinde meydana gelen çatışmalar, özellikle kırsal alanda her bir
bireyin bir aşiret bünyesinde kendisini tanımlaması ve bu şekilde diğer
tehlikelerden emin ve güçlü olma durumunu bir bakıma zorunlu kılmaktadır.
Bölgedeki
aşiret yapılanmaları kent ve kırsal alandaki bireyleri kendi aşireti ile bir
ilişki geliştirmesini gerekli kılarken, aşiret üyesinin kendisini güçlü ve
zayıf olarak konumlandırmasına göre de ilişkiler anlam kazanmaktadır.
Diğer
bir ifade ile yerel
tehlikeler ile karşılaşıldığında başvurabilecek
kolektif bir kimliğin olmaması, kişinin
tehlikeye cevap verebilme durumunu belirler. Bu tür durumlarda
aşiret üyesi birey, kendi bireyselliğini tam anlamı ile kazanmış
değildir ( Bozyiğit, A. (2019). Aşiret geleneğinde sosyokültürel
değerler, demokratikleşme ve bireysellik.)
Bununla
beraber bireyin yine bölgenin sosyo-kültürel yapısında
sözlü düzeyde bir
karşılığı olan “aşiret”e
karşı “aşiretsiz”lik hissinden
sıyrılması ve bu noktada kendi konumunu güçlü kılmak için bireyselleşme
düşüncesi de anlamını yitirir.
Gökalp’in
(2013, s.42) aşirete üyeliği ifade eden
aşir kelimesinin şövalye’ye
karşılık geldiğini aktarması bir
anlamıyla kahramanlık ve yiğitlik özelliklerini de barındırdığını ve aşiret
üyesi olmanın hayati bir önem kazandığını
göstermektedir. (
Ziya Gökalp ve Türk Modernleşmesinde Yol Ayrımı* Ziya Gökalp and the Crossroads
of Turkish Modernization )
Dolayısıyla aşiret
sahibi olma aşiret üyeleri için
bir asalete işaret eder.
Bölgede
geleneksel aşiret mantığının ve ideolojisinin son zamanlarda halkın modernleşme
parametreleri ile etkileşime girmesiyle
beraber çözülme sürecine
girdiği tartışmasız bir
gerçek olarak karışımıza çıkmaktadır.
Ancak bunu aşiret
içi gruplar için
iddia etmek doğru
olmayacaktır.
Aşiretin
parçalanması mikro ölçekte sülale
temelli yeni lider kişilerin sosyal meselelerde
öne çıkmalarına imkân vermiştir.
Bununla birlikte bu aşiretlerin meskun olduğu bölgede azınlıkta kalmalarından
kaynaklı olarak savunma mekanizmasının neden olduğu birtakım gelişmelerden de
bahsetmek gerekir.
Hâkim
kültürün Kürt kültürü etrafında şekillendiği
Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerinde özellikle
Muş’taki Arap aşiretlerinin
azınlık olmanın vermiş olduğu duygu onları önemli konularda beraberliğe
ve ortak bir karar vermeye
zorlamaktadır.
Özelikle büyük
toplumsal, bölgesel meselelerde aşiretin bölgedeki diğer gruplara
karşı beraber hareket etme durumlarının çok daha pekiştiğini ifade etmek
mümkündür.
Bu
noktada genel iki
nedenden bahsetmek doğru
olacaktır. Bunlardan birincisi,
Arap aşiretlerinin bölgedeki güvenlik problemleridir. Yaygın kanının
aksine (Bruinessen, 2019, s.9) bölgedeki çatışmaların aşiret
kimliğinin ve aşiret
yapısının devam etmesinde
çok etkili olduğu
görülmektedir. (Aşkın D. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye
Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri
Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity: History, Tribe and State Relations
in the Case of The Şego and Bıdri Tribes )
Aşiretlerin
beraber hareket etme ve dışarıya karşı
topyekün durması onların, kendilerini
temsil eden kişi etrafında
bütünleşmelerini gerekli kılmıştır. Tehlikeye karşı aşiretçe karşı durmak yine
aşiret örgütlenme mantığının devam
etmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
Nitekim
görüşme yapılan aşiret üyelerine
aşiretçiliğin ne zaman daha güçlü
olarak öne çıktığı sorusu sorulduğunda
çok büyük oranda “dışarıdan gelen
tehlikeler varsa” ifadesini
kullanmaları onların kendi
içlerinde aşiret yapısında
bir çözülmeye gidilmesine rağmen, dışarıya karşı beraber hareket
etmelerine neden olduğunu gösterir.
Aynı şekilde
onların yine bu yapı etrafında birleşmelerine ve güçlü oldukları, güvende
kaldıkları süre boyunca da dışarıya karşı aşiret algısının sürdürüldüğünün
ifade edilmesi aşiretin devam etmesinde yine etkili olan diğer bir nedendir.
Güroymakta
(Bitlis İline bağlı ilçe) bulunan Şego
aşiret mensuplarından biri
ile yapılan görüşmede
kişinin “bizim bölgedeki diğer
Kürt köyleri ile bir irtibatımız yok, ama onlarla bir problemimiz olduğunda
diğer köylerdeki Şego aşiret üyelerini haberdar ederiz” yönündeki ifadesi onların dışlama ve dışlanma durumlarını
göstermektedir.
Ancak neden komşu köylerle iletişim yok
denildiğinde aynı kişinin “Biz Arabız ve devletimizin yanındayız” ifadesini
kullanması bir konumlanış, güvenlik ve etiket ilişkisini beraberinde
getirmektedir.
Özellikle koruculuk sisteminin, halen
aşiret üyelerinin kendilerini
konumlanış mantığını canlı tuttuğunu söylemek gerekir. Nitekim bir
aşiret üyesi ile yapılan görüşmede “Biz Arabız zaten, bizim köyümüz korucu
köyüdür” (Hacı Ali, 55
yaşında) yönünde bir
ifadeye başvurması onların
yine kendilik/farklılık
algılarını aşiret düzeyinde koruduklarına
işaret etmektedir.
Koruculuk olgusuna
bağlı olarak şehit
yakınlarına getirilen
memuriyet hakkının onların bu
algılarını pekiştirdiğini de ifade
etmek gerekir.
Nitekim
devlet kolluk kuvvetlerinin
yanında savaşılması onların
hem aşiret olarak konumlandırmalarına hem de
devlet ile bir ilişkiye
girdiklerini göstermektedir.
Bu
nedenle aşiret kendi içinde ideolojik bir boyutu ve
muhtemelen daha küçük bir örgütlenme olduğu için, yerelde ulus ya da ümmet gibi
geniş kategorilerinden daha fazla önem kazanır (Bruinessen, 2019, s.9).
Bölgedeki
aşiret yapısının sürmesindeki diğer önemli
bir neden ise dilin asgari düzeye indirgediği ekonomik
ve sosyal ilişkilerdir. Birinci nedende ifade edildiği üzere, yerel, bölgesel
ve etnik tehditlere karşı aşiretlerin kendilerini devlet ile irtibat kurmak
zorunda hissetmeleri diğer ilişkilere de yansımıştır.
2000’li
yıllara kadar, özellikle
kent merkezlerinden uzak
bölgelerde ekonomik ilişkiler
yerel anlamda sürdürülmekteydi.
Komşu diğer Kürt aşiretleri/köyleri ile aracı konumundaki bazı tüccarlar
ticareti sağlasa da bunun sınırlı
ekonomik ve evlilik
ile oluşan bazı
münferit ilişkilerden öteye
geçmediği yapılan görüşmelerden anlaşılmaktadır.
Nitekim
bir Şego aşiret
üyesinin “bizden bazı
kişiler gidip gerekli malzemeleri onlardan alıp köye
getirirdi, bu nedenle herkesin komşu köylerle irtibatı yoktu” beyanı
kendi içerisinde önemli
sosyolojik verileri barındırmaktadır.
Burada aşiret
yapısı ve farklılık algısının kişiyi ayrı tutma
ilişkisini doğurduğu görülmektedir. Ancak bu yerel verinin ötesinde çok net bir
şekilde ifade etmek gerekir ki, özellikle koruculuk sistemi, gazi, şehit
yakınlarına memuriyet imkânları ile diğer engelli ile yaşlılık maaşları aşiret
yapısını ve aşiretin kendi içerisindeki bütünlük algısını azaltsa da
dışarıya karşı “bizler devletçiyiz ve
devletimizin yanındayız” ifadesi
bir konumun/tarafın
belirlendiğini göstermektedir. (Burhan 45)
Hem Şego hem
de Bıdri aşiret üyelerinin yereldeki bu konumlarını kent merkezine taşıdığı
ve eski
geleneksel parametrelerinden kısmen
de olsa farklı
mecralarda yürüttükleri dikkat
çekicidir.
Özellikle
aynı parti bünyesinde hareket etme, memuriyet üzerinden gelişen ilişkiler, aynı
dini-cemaat grubu içinde bulunma ve
ticari ilişkiler/ortaklıklar
daha önceki geleneksel ilişkilerin yerine daha rasyonel ve amaca yönelik kararların
aldığını da göstermektedir.
Bıdri ve Şegolarda Aşiret Bağlarına Duyulan
Gereksinimin Nedenleri :
Devlet, aşiret
ve daha mikro
yönüyle akrabalık ilişkileri
bireylerin kimlik duygusunu
perçinleyen ve geleneksel aidiyetlerin
varlığını koruyan bir
ilişki ağı olmakla
beraber, bireyi yalnızlık
duygusundan kurtaran, bulunduğu sosyal düzlemde güçlü kılan, üyenin yeri
geldiğinde başvurabileceği ve devamlılık arz eden bir ilişkiler bütünüdür.
Bu ilişki
bireyin sahip olduğu aşiret üye sayısı ile paralel olarak büyümekte ve bir güç
göstergesi olarak müşahhas bir görüntü kazanmaktadır. Aşiretin üyeleri
arasında kurmuş olduğu sosyal ve
aidiyet ilişkileri bireyüstü
bir görüntü arz
ederek kişilerin taşıdığı
sorumluluğu da kapsamaktadır.
Aşiret
içinde öne çıkan kişi veya kişilerin ya da süreç içerisinde öne çıkan kişilere
yönelik birtakım olumlayıcı atıfların yapılması üyeler içinde hiyerarşik bir
düzenin dolayısıyla sürdürülebilirliğin temeli inşa edilmektedir (Yalçın-Heckmann, 2012, s.43-45 https://
dergipark .org.tr/en/download/article-file/808589)
Aşiret üyelerinde de kollektif bir kimlik bu
şekilde devam etmektedir.
Nitekim görüşme yapılan
Şego ve Bıdri
aşiret üyeleri kendilerinden bahsettiklerinde, özellikle
yaşça daha büyük olanların, “biz Bıdriler”,
“biz Şegolar” gibi aşiret adı üzerinden kendilerini tanımlamaya
özen göstermeleri dikkat çekicidir. (Sıddık
65)
Bu durum
aşirete üye olma aşiret ile kendini
tanımlama, kendi kimliğini
aşiret üzerinden inşa
etme durumunun halen önemli
olduğunu gösterir. Bu özellik ise, Bruinessen’in
(2013, s.102) bölgede aşiretin kişiye
önem atfettiği iddiasını
doğrulamaktadır. (Aşkın D. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego
ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs
as an Ethno-Cultural Identity: History, Tribe and State Relations in the Case
of The Şego and Bıdri Tribes )
Ancak aşiret
kimliği aşiret üyesinin ikamet ettiği kır ve kent özelliğine göre
değişebilmektedir (Aşkın, 2020, s. 165; Uluç, 2015, s.48;
Uluç ve Karasu, 2015, s.207 https: // dergipark.org.tr/en/download/article-file/808589).
Özellikle kırsal
alanda kendini aşiret üzerinden
tanımlamanın daha sık olduğu buna karşın kent merkezlerinde yaşayan ve doğal
olarak aşiret üyeleri ile arasında fiziksel bir mesafe girmiş kişilerde
bu vurgunun daha zayıf olduğu görülmektedir.
Bölgenin
sosyo kültürel yapısı düşünüldüğünde aşiret olgusunun kolektif bir kimlik
addetmesi, kent merkezinde dahi olsa yerel tehlikelere karşı bireyi güçlü kılması, grup bilinci ve
sosyal dayanışma fonksiyonu
ile bireyin terk etmek istemediği
bir özellik kazanmaktadır (Aşkın, 2020, s. 161; Parin, 2019, s.84; Abuzar,
2010, s.264 https: // dergipark.org.tr/en/download/article-file/808589).
Bu tür
geleneksel ilişkiler kent merkezinde ikamet eden aşiret üyesinin yeni sosyal
ağlar geliştirmesi, farklı düşünce
ve ideolojiler ile
karşılaşması ) aşiret üyeliliğinin bireysel olarak
dejenerasyona uğradığını gösterir. (Bozyiğit,
2019, s.242, Uluç ve
Karasu, 2015, s.207. https: // dergipark.org.tr/en/download/article-file/808589)
Bu yönüyle
kentteki aşiret üyesi bir kişinin aşiret
kimliği kırsal alanda yaşayan
bir birey ile kıyaslandığında daha
dar bir alana (çoğunlukla
sosyal dayanışmaya) hapsedilerek devam ettirildiği görülmektedir. Ancak
burada dikkat çeken bir nokta Muş il merkezinde ikamet eden ile Hasköy’de
ikamet edenlerde bile bunun fark edilebilir olduğudur.
Çünkü Muş Merkez
gerek Hasköy’de gerekse de diğer bölgelerde ikamet eden Bıdri ve Şego aşiretlerinin günü birlik gelip
gittikleri bir buluşma mekânı olma özelliğine sahiptir.
Bu durum, Muş’ta
ikamet eden kişinin aşiret üyeleri ile daha sık görüşmesine ve onlar ile
kurduğu ilişkinin daha güçlü olmasını sağlamaktadır. Hasköy, Muş’a kıyasla
aşiret üyeleri için daha sapa kalmakta ve burada aşiret üyelerinin aşirete dayalı kolektif kimliğinin daha esnek
olduğu görülmektedir. Bunun temel nedenlerinin başında aşiret üyesinin mekânsal
uzaklığına ve aşiret üyesi ile irtibat sıkılığına ek olarak ekonomik
bağımsızlık, yeni sosyal ilişki ağları
gibi durumlarda bu geleneksel ilişkinin zayıflamasına neden olmaktadır.
Bidri
ve Şegolarda Siyaset Anlayışı;
Bıdrilerde
ve Şegolarda kolektif aşiret kimliği bölgedeki aşiret kimliğinden ve Türkiye
siyasetinden bağımsız değildir. Aşiret kimliğinin korunması da bu noktada bazı
zamanlarda daha güçlü olarak vurgulanır.
Nitekim saha
çalışmasında, aşiretin bölgede azınlık olma duygusunu hissettiği, bu nedenle
diğer aşiretlerden gelebilecek olası
tehlikelere karşı birlikte
olma ve “sorunları aşma düşüncesinin hâkim olduğu belirgin bir
şekilde fark edilmektedir. (Ökten,
2009, s.108.Etno-Kültürel Bir
Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih,
Aşiret ve Devlet İlişkileri )
Bu bağlamda
bir Bıdri aşiret üyesinin “Bizlerde aşiret mantığı bazı yönlerden hala
güçlüdür, biz kendimizin aşiret olarak daha güçlü olduğumuzu göstermek için bir
araya geldiğimizde on kuşak öncesini saymaya çalışırız. Ama bu daha çok
çevredeki kişilere bir gözdağı vermek içindir.” (Cevat –Sungu 55 yaşında)
ifadesi önemlidir.
Saha çalışmasında özellikle yaşça
daha ileri olan aşiret üyelerinin
kendi aşiretlerini olumlama yönünde bir tavır aldıkları, konuşma esnasında aşiret üyesi olduklarını
vurgulamaları ve aşiretin ismini sık sık telaffuz etmeleri yukarıdaki notu
doğrulamaktadır.
Aynı şekilde
bunun yerel tehlikelere/aşiretlere bir
gözdağı verme ve
onlara karşı beraber
olma durumu ile bütünleştiğini anlamak
mümkündür. Benzer şekilde
“Bizde iki kişi
bir araya geldiğinde
hemen kendi soyluluklarından ve aşiretin büyüklüğünden
bahsederler” (İbrahim, 30 yaşında), bu ifadesi de söz konusu aşiret
üyelerinin kendilerini yüceltme
ve güçlü gösterme
duygusu içinde olduklarını
göstermektedir.
Saha çalışması sırasında dikkat çeken bu
nokta görüşmecilerin ifadelerine bariz bir şekilde yansımaktadır. Her iki
aşiret üyelerinin kendilerini güçlü gösterme ve
birlikte hareket etme düşüncesi Sungu’daki aşiret üyelerinde daha
belirgindir.
Hasköy’de
ikamet eden aşiret üyeleri ile
yapılan görüşmelerde aşiret
üyeliği vurgusu yapılmasına rağmen
bunun Kürtlerin ve
Şego ile Bıdri
aşiret üyelerinin yakın
temas içinde oldukları, aynı
köyleri ve mekânı paylaştıkları Korkut’taki kadar öne çıkmaması dikkat çekicidir.
Bu durum
hissedilen tehlikenin yakınlığının,
tetikte olma duygusunu kamçıladığını göstermektedir. Karaağaçlı beldesindeki bir aşiret üyesinin
“Eğer beraber olmazsak hakkımızı elimizden alabilirler” (İbrahim 35 yaşında)
düşüncesi diğer aşiret üyelerinin buna benzer ifadeleri ile birleştirildiğinde
kollektif kimliğin sürdürülme gerekliliği
anlam kazanmaktadır.
Bu doğrultuda
görüşme esnasında “Bıdrili Şegolu” olmak bir
övünç kaynağı olarak sunulurken bu aşiret üyelerinin
“bizim aşiretin üyeleri çok cesurdur, yiğittir, korkmazlar”
yönündeki beyanları birbirini besleyen algılardır.
(Cevat 55)
Dolayısıyla, kişinin kendisini aşiret
kimliği üzerinden meşrulaştırdığı
bu tür toplumlarda bu aidiyet saklı bir “kahramanlığa” da atıfta bulunur (Şeref Han. (1971).
Şerefname. (Çev.: Mehmet Emin Bozarslan))
Aynı şekilde
aşiret üyelerinin
kendilerini aşiret kimliği
ile tanımlama ve bunun üzerinden bir güç devşirme durumu aşiretin
toplumdaki rolüne işaret eder.
Aşiretin
kendisine kazandırdığı itibar, üyenin aşiret üzerinden devşirdiği
güç ve kahramanlık karşı-“öteki”
kişi üzerinde bir üstünlük
kurma düşüncesinden kaynaklandığı
görülmektedir. Nitekim bir aşirete üye olma durumuna karşılık gelen “aşir”
başlı başına bir prestij ve güç kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır (Ökten,
2010, s.196 https://sosyolojidernegi.org.tr
/s/2300/i/2010guz-07_okten_sevket_iktidar_asiret.pdf)
Bıdri ve Şego Aşiretlerinde
Liderliğin Dönüşümü ;
Ortak tarihsel
hafıza, dil ve dini
mezhep gibi kültürel
unsurların bireyleri bir araya
getirmesi ve aidiyet duygusunu inşa etmesi
kendi içinde bir grup bilincini oluştursa
da aşiret ilişkilerinin bir
ağanın himayesinde ve onun direktifleri doğrultusunda
geliştiğini ifade etmek
mümkün değildir.( Etno-Kültürel Bir
Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih,
Aşiret ve Devlet İlişkileri)
Daha önceleri Şego aşiretinin ağası konumundaki
Çelebi soyadını taşıyanlar ve bu soyadı temsilen manevi ağalını sürdüren
kişinin dahi böyle bir iddiasının olmadığı
görülmektedir. Buna rağmen seçim, kan
davası, büyük sosyal olaylar gibi geniş yelpazeli durumlar onların
birbirileri ile iletişime geçmesine neden olmaktadır.
Nitekim
“Hangi durumlarda Sason, Hasköy, Güroymak ve Mutki’deki aşiret üyeleri ile
görüşüyorsunuz? Sorusuna karşılık, “Biz, kendi aramızda yaşadığımız olaylarda birbirimizi haberdar ederiz.
Örneğin seçim üzeri beni aradılar, hangi partiye ya da şahsa oy vermemiz
gerektiğini danıştılar. Bizler de üzerimize düşeni yaptık, gerekli
açıklamalarda bulunduk” (Hacı Sıdık, 65 yaşında) şeklindeki beyanatı tarihsel
hafızanın halen aşiret üyelerini bir araya getirdiğini göstermektedir.
Sonuç ;
Araştırma
sonucunda, Muş İlinde aşiret sistemine bağlı geleneksel toplum yapısının
hâkimiyetini büyük çoğunlukla devam ettirdiği ve bu nedenle kanaat önderlerinin
toplumsal yaşamda etkili bir aktör olduğu anlaşılmıştır.
Muş’ta yaşanan
anlaşmazlık ve çatışmaların çözümünde, aşiret konseyinde yer alan dini otoriteler
olan şeyh ve mellelerin (Hoca) ve kültürel değerlerin karar alma süreçlerinde çok
etkili olduğu düşünülmektedir.
Kanaat
önderlerinin çözüm üretirken söz konusu değer ölçütlerini referans alarak
geliştirdikleri tepkilerin toplumsal yaşamda olumlu bir karşılığı olduğu
anlaşılmıştır.
Ülkedeki
yönetim mekanizmasının, bölgemizdeki kanaat
önderlerine gereken önemi vermesi ve kanaat önderleriyle devamlı irtibat
sağlayacak bir bağlantı mekanizması tesis etmesinin faydaları olacağına
inanılmaktadır.
Kaynakça :
1. (Beleki) Bıdri ve Şego Aşiretleri -Aşiretler Üzerine
Bir Çalışma, Özmen Özden, 1. Baskı Ağustos 2019
Fatih-İST)
2. Etno-Kültürel Bir
Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih,
Aşiret ve Devlet İlişkileri. https://dergipark.org.tr/tr/pub/huefd/issue/59130/620559
3. Bruinessen, MV (2013). Ağa, Şeyh ve Devlet (Çev. B. Yalkut).
İstanbul: İletişim Yayınları
4. https://mus.csb.gov.tr/sharp304-l-sharp304-m-sharp304-z-hakkinda-i-836
5. https://dhmi.gov.tr/Sayfalar/Havalimani/Mus/SehirTarihcesi.aspx
6. Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları:
Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish
Arabs as an Ethno-Cultural Identity, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Dergisi
7. Kürtler ve Kürdistan Tarihi, Muhammed Emin Zeki Beg
8.Sykes, M. (1908). The Kurdish tribes of the Ottoman
Empire, The Journal of the Royal Anthropological Institute of Great Britain and
Ireland, 38 (Jul-Dec), 458-486.
9. Reşkotan Islahatı Raporu, Siirt Mutasarrıfı
Safi Paşa (1890)
10. Garibyan, A.(2017).Ontolojik
sorunlar Ermeni Sason”(Sasna Dzrer).Bilgelik 1 (8) , 101-10)
11. Aşkın, Deniz April 2021. "The
Communication Tools of Turkey's Arab Tribes with Other Ethnic Groups: Marriage,
Religion and Music". Journal of Sociological Research.
12. Bozyiğit, A. (2019). Aşiret
geleneğinde sosyokültürel değerler, demokratikleşme ve bireysellik.
13. Ziya Gökalp ve
Türk Modernleşmesinde Yol Ayrımı. Ziya Gökalp and the Crossroads of Turkish
Modernization.
14. Aşkın D.
Etno-Kültürel
Bir Kimlik Olarak Türkiye Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih,
Aşiret ve Devlet İlişkileri Turkish Arabs as an Ethno-Cultural Identity:
History, Tribe and State Relations in the Case of The Şego and Bıdri Tribes
15. Yalçın-Heckmann, 2012, s.43-45
https:// dergipark .org.tr/en/download/article-file/808589
16.
Ökten, 2009, s.108.Etno-Kültürel Bir Kimlik Olarak Türkiye
Arapları: Şego ve Bıdri Aşiretleri Örneğinde Tarih, Aşiret ve Devlet İlişkileri.
17. Şeref Han. (1971). Şerefname. (Çev.: Mehmet Emin Bozarslan)
18. Bozyiğit, 2019, s.242;
Uluç ve Karasu,
2015, s.207. https: //
dergipark.org. tr/en /download/article-file/808589
19. Ökten,
2010, s.196 https://sosyolojidernegi.org.tr /s/2300/i/2010guz-07_okten_
sevket_iktidar_ asiret.pdf
Sabahattin
ŞENGÜL
Muş
Alparslan Üniversitesi
Tel : 0 507 437 8587
İnstagram :
sengulsabahattin
E-mail :
221902006@alparslan.edu.tr
Araştırmalarımız sürüyor.İlave ve düzeltmeler yapılacaktır.
Not:Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz,kopyalanamaz
UYARI: Bu sitedeki bütün materyallerin her hakkı saklıdır. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz ve kopyalamak suretiyle elektronik ortamda kullanılamaz ve kitaplaştırılamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder